SÜLEYMAN’IN MÜLKÜ

logo5

Süleyman’ın Mülkü

Sad; Suresi 32 ayet

“Bir gün akşama doğru alımlı, soylu koşu atları önüne getirildiğinde, Ben malı (atları), rabbimi hatırlattığı için sevdim dedi. Derken (güneş batınca) onlar karanlığın perdesiyle gizlendi.” ona sevdirilmişti…

Sad Suresi:  34-35 ayetler

“Bakın, Süleyman’ı imtihan etmiştik. Sağlığı öyle bozulmuştu ki Tahtında sanki bir ceset oturuyordu. Sonra dönüp tekrar sağlığına kavuşunca ‘Rabbim, beni affet ve bana ardımdan kimsenin ulaşamayacağı görkemli bir egemenlik ver. Çünkü sen daima veren elsin; bundan hiç şüphem yok’ diye dua etmişti.”

Sad Suresi:  36 ayet

“Bu tevazu karşısında Biz de rüzgârı onun emrine verdik. Emriyle istediği yöne kolayca akardı.”

Sad Suresi:  37 ayet

“Bozgunculuk çıkaran bütün yapı ustalarını ve dalgıçlıkları da emrine verdik.”

Sad Suresi:  38 ayet

“Ve zincirlere bağlanmış diğerlerini de…” 

Sad Suresi:  39 ayet

“İşte bu bizim engin cömertliğimizdir. Artık dilersen başkasına ver, dilersen verme, hesabı yok dedik.”

Neml Suresi: 36 ayet

“Ve elçi gelince Süleyman: “Siz servetime servet mi katmaya geldiniz? Bakın Allah’ın bana bahşettiği şey size verdiği her şeyden daha hayırlıdır. Siz hediyelerle oyalanıp duruyorsunuz.”

Neml Suresi: 37 ayet

Varın kraliçenize söyleyin: “Karşı gelemeyecekleri ordularla oraya gelirim, aşağılanmış olarak onları yurtlarından çıkarırım”.

Bu anlamda örneğin İbrahim’e veya Süleyman’a mülk, verilmiştir. Bunada hubbu’l-hayr denmiştir.

Emriyle istediği yöne kolayca akan rüzgâr…

Yapı ustaları…

Dalgıçlar…

Zincirlerle bağlanmış diğerleri…

İnsanlardan, cinlerden, şeytanlardan, kuşlardan oluşan karşı duramayacakları ordular bunlardı… 

Bunlar Fenikeli denizciler, Babilin yapı ustaları, Hititli askerler ve çeşitli kabilelerden katılanlardan oluşan ordusuydu yani siyasi ve askeri gücüydü…

Rüzgârlar, Cinler, Şeytanlar, Kuşlar, o dönemde değişik kabilelerin ad, arma ve sembolleri, o devirde böyle isimle anılmaktaydılar.

Böylesi bir siyasi ve askeri güçle (mülk) rızık ve rızık kaynakları, tüm tabana yayacaktı. Zengin ile yoksul arasındaki uçurumu bilgi, servet ve  iktidarla kapatacaktı.

Süleyman Beytu’l-Mal’den aldığı maaş ile geçiniyordu. Hz. Peygamber gibi Gayet mütevazı yaşardı. Şahsi serveti yoktu. Varlıkta, yoklukta, hastalıkta, sıhhatte, iyi günde kötü günde daima mütevazı ve alçak gönüllü olur, ne oldum değil; ne olacağım ona bakardı. 

Oysa Kur’an Peygamber Süleyman’ı kişisel zenginlik sembolü değil; görevli olduğu kamusal zenginlikleri dağıtma (hayr) ve paylaştırma sembolü olarak vazediyordu.

Kur’an, her tür büyücülüğü, bu arada para, borsa, üçkâğıt ve üfürükçülüğü Süleyman üzerinden kesin bir dille reddediyordu.

Süleyman’ın mülkü hakkındaki gerçekler işte bundan ibaretti. 

Tarih boyunca sultanlar, krallar ve onların dalkavuk avanesi, hep cariyelerle dolu haremlerde, altın musluklu, gümüş

Ama…” diye itiraz edenleri “Süleyman’ın mülkü” diyerek susturdular.

Kurdular bir düzen, şeytanca telkinlerle oyalanıp durdular.

Kraldan alınan dolarlarla hazırlanan meal işte böyle oluyor. Çiçek, böcek, estetik, metafizik mi diyordunuz? Allah’ın Hz. Süleyman’a dünyada eşi benzeri görülmemiş bir servet verdiği… Zenginlik, şatafat, lüks ve servet içinde yüzdüğü… Onlarca karısı, 600 cariyesi, altından muslukları, gümüşten şamdanları, camdan havuzları olduğu…

Önce Süleyman’a verilen mülk neydi ve ne manaya geliyordu oradan başlayalım. “Süleyman’ı imtihan etmiştik. Sağlığı öyle bozulmuştu ki tahtında (sanki bir) ceset oturuyordu. Bu tevazu karşında Biz de rüzgârı onun emrine verdik. Emriyle istediği yöne kolayca akardı. Bozgunculuk çıkaran bütün yapı ustalarını ve dalgıçlıkları da emrine verdik. Ve zincirlere bağlanmış diğerlerini de…

 İşte bu bizim bağışımızdır. Artık ihsan et veya tut, hesabı yok” dedik.”

Allah Hz. Süleyman’a sınırsız servet vermiş ister ver ister verme bu bizim sana ihsanımızdır demiş.

Dolayısıyla bir Müslümanın sınırsız/hesapsız mal ve servete sahip olması caizmiş, buna bir sınırlama getirilemezmiş ve neden bu kadar zengin olduğu sorulamazmış, bu onun imtihanıymış…

Kur’an’ı “kerim” gözle okumamanın sonu işte budur.

Bu öyle bir “kör klavuz” okumadır ki daha isminde keremi, içeriğinde sürekli infakı, paylaşımı emreden bir kitabın peygamberine kalkar, “İster tut (cimrilik et) ister ihsan et” dedirtir…

Ona verilen makam-ı mahmud (övülmüş makam) buydu…

Evet, bir kamu adamı bununla ne kadar övünse azdır.

 Fecr; 20’de “Malı mülkü de sınırsız bir sevgiyle seviyorsunuz.

malı çok seven, yığdıkça daha çok seven” Gelelim “Süleyman’ın mülkü” hakkında bir başka şeytanca telkine…

Süleyman’ın onca mülkü “büyü” sayesinde elde ettiği yalanına…

Kendi sihirbazlıklarını, hokkabazlıklarını Süleyman’a ve ona vahyi getiren iki meleğe (elçiye) mal ediyorlardı.

Allah’ın vahyini okuma üfürme, cin çağırma, okunmuş ayet, kısmet bağlama gibi türlü şarlatanlıklara âlet ediyorlar, Süleyman’a inen vahyi büyücülük yolunda kullanmaya kalkıyorlardı.

Onlar hala vahyin asıl mesajını bırakıp böyle işlerle uğraşarak ruhlarını satıyorlar. Boş işlerle uğraşıyor, sihirden büyüden medet umuyor, vahyin berrak çağrısına sırt çeviriyorlar. Boyuna şeytanlık ve şarlatanlık peşinde koşturup duruyorlar. Bu yaptıkları üfürükçü bezirgânlık ne kötü bir iş bir bilseler…

Hz. Peygamber zamanında da vardı, bugün  de var. Gelen ayetler üfürükçü bezirgânın elinde nesneleşir. Ayetlerin esas amacını bırakıp üzerinden sırlı, gizemli, efsunlu, tılsımlı manalar çıkarır.

Örneğin şehrin arka sokaklarında kızlar diri diri gömülüyordur. Buna mani olmak için “Bu çocuklar hangi suçundan dolayı öldürüldü” diye ayet gelir. Gelen ayet tamamen praxis (pratik, sokağa dönük, amelî) bir çabayı öngörmektedir.

Fakat üfürükçü bezirgân bunu bırakıp suya batırıp çıkararak okunmuş ayet yapar, onunla güya hastalara şifa dağıtır, ‘kim bunu günde yüz defa okursa cennete girer’ der, ölülerin arkasından okur, en güzel hatlarla yazıp duvarlara asar,  ezber komasına girer, sayı değerini hesaplar, şifre arar vs…

Bu yaptıklarından dolayı da meslek ve menfaat temin eder. Öbür taraftan da şehrin arka sokaklarında kızlar diri diri gömülmeye devam eder.

Üfürükçü bezirgânın aklına bunlara mani olmak, bunun için meydana atılmak, mücadele etmek hiç gelmez.

İşte günümüzün üfürükçü bezirgânları da bunlardır. Bunlar, Hz. Süleyman’dan beri, üç bin yıldır Allah’ın ayetlerini böyle  üfürükçülük malzemesi yapanlardır.

Bunlar, inen ayetlerin gereğini yapmayı bırakıp medyumluk, cincilik, falcılık, kehanet, cin kovma, muskacılık, gizemcilik ile uğraşmaya devam etmişlerdir.

Mahmut AKYOL

 

Yer işareti koy permalink.

Yoruma kapalı.