YAPTIKLARIMIZDAN SORUMLU MUYUZ?

logo5

YAPTIKLARIMIZDAN SORUMLU MUYUZ?

İslam’da bilgi kaynağı üçtür:

1-   Selim Hisler,

Bunlar; işitmek, görmek, koklamak, tatmak, dokunmaktır.

2-   Akıl,

3-   Doğru Haber (Resulün Haberi),

Türkiye’de sol çevreler ilk ikisini kabule yatkındır da, sonuncusuna Fransız…

Bunun sebebini aşağıda bulacaksınız.

Bundan önce şu hükme dikkat çekmek isterim.

Allah hiçbir kulunu eziyet etmek için yaratmamıştır. Eziyet, kulun kendi tercihleri sonucudur. Değilse; Allah kulunu sevgi ve merhamet üzerine yaratmıştır.

Bugün milyarlarca insan; dünyayı kasıp/kavuran ve insanlığı esir alan “Coronavirüs” salgınından kurtulmak için çareler arıyor. Fakat onca teknolojik imkana sahip insanlık, gözle görülmez bir varlık karşısında aciz…

Allah’ın varlığını, birliğini ve sonsuz kudretini unutup, gözümüzde büyüttüğümüz süper güçler, şimdi ülkelerinde hasta yatıracak bir yatak, bir maske ve bir solunum cihazı bulamıyor…

Eğer dünyada bazı insanlar “ahlaki” bir çöküntü içinde olmasaydı, azmasaydı, sapmasaydı, çalmasaydı, tanrıyı kıyamete zorlamasaydı, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasaydı, “Hristiyan Evanjelist-Siyonist ittifakı” insanlığı kırıp geçirmeseydi, tabiat kirletilmeseydi, eminim ki insanlık böyle çetin imtihana tabi tutulmuş olmayacaktı.!?

Görülüyor ki insanlığın ruhu çökmüş, vicdanı kararmış ve inanç diriliği kaybolmuştur.

Örnek mi istiyorsunuz?

İran dışişleri Coronavirüsten kurtulmak için ABD den ambargoların kaldırılmasını istiyor, ABD nin kılı kıpırdamıyor, ambargoları kaldırmıyor.

Halbuki insanlık ailesi cömert olmalı, açların ve yoksulların duasını almalıdır.

Kendisini dokunulmaz görenlere bakın, felaket karşısında ne kadarda acizler.

Allah’ın bilgisinin katılmadığı hiç bir iş yoktur. İnsanın kaderi iradesine bağlı fakat Külli irade olmadan cüzi irade hareket edemez! Her canlının bilmediğimiz bir kaderi vardır. Mesela nehirlerin kaderi gibi.. Nehirlerin yatağında boşa akan bir su olduğu zannedilir. Halbuki nehirler toprağa, denize bahşedilmiş hayattır.

Coronavirüse Türkiye-yeden bakış:

Türkiye’de çözüm ve çare arayan iki “zihniyet”  söz konusu.

  • Sol-Sosyalist zihniyete sahip olanların bakışı:

Batı inanç ve kültür etkisinde kalan bir kesim insan var ki, problemi çözmede “akıl ve bilim şarttır” diyorlar.

Bizim aydın ve siyasetçiler, Fransız ihtilalinin etkisinden hala kurtulmuş değillerdir. Gözden kaçırdıkları husus; Fransız İhtilali, kiliseye karşı yapılmıştır

İhtilalin önüne ve ardına bakmadan ucuz yoldan ezber yapanlar, ülkenin ve milletin kahir ekseriyetinin inancıyla dün olduğu gibi bugünde alay ediyor.

Dinden, İslam’dan, duadan, ezandan, namazdan vs. Dünde korkuyorlardı, bugünde korkuyorlar…

Acaba neden? Onları korkutan ve hiddetlendiren şey nedir?

Bence demokrat değiller, sırça saraylarından bakan, ötekileştirdikleri insanların inançlarına saygıları yok…

Bu alay ve hakaret bu ülkede Tanzimat’tan beri yapılmaktadır.

Halbuki Milli Mücadelede askerin maneviyatını pekiştirmek için Mustafa Kemal dahil cephede ki komutanlar, ezan ve Kur’an okutmakla askerin gücüne güç katmak istemişlerdir.

Ticari menfaatleri icabı, Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak etmiş olan Birleşik Krallık  Başbakanı William Ewvart Gladstone sonraları, “Lortlar Kamarasında”; “Türklerin elinden Kur’an’ı Kerim’i almadıkça onları asla yenemeyiz” demişti.

Bugün Gladstone’ dan ilham alanlar hala boş durmuyorlar.

Eğer sol ve sosyalist cenah “aklı ve bilimi” Doğru Haberin süzgecinden geçirselerdi, aşağıda belirttiğim Allah’ın ayetlerini görür, sosyal yapımızda gedikler açmış olmazlardı… Minarelerden Coronavirüs için okunan duaları yadırgamaz, yuhalamaz, ıslık ve korna sesiyle engel olmaya çalışılmazlardı… Bakıyorsunuz başka ülkeler şarkı/türküyle kendini rehabilite ediyor. Ne yapsınlar, ellerindeki malzeme bu…

Başınıza her ne Musibet geliyorsa bu kendi ellerinizle kazandıklarınızın sonucudur. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır.” (Şura/30)

Demek ki dünyada ve özellikle ahirette kişinin başına her ne musibet geliyorsa bu bizzat kendi ellerimizle yaptıklarından dolayıdır. Bu nedenle kimse suçu bir başkasına atıp işin içinden sıyrılmaya çalışmamalıdır. Elde olmayan kazalar hariç bu dünyada ve öbür dünyada “eden bulur” kuralı işlemektedir.

…“İçimizden birtakım beyinsizlerin yaptıkları yüzünden hepimizi helâk mı edeceksin?… “A’raf/155

  • Sağ-Muhafazakar zihniyete sahip olanların bakışı:

Bu gruptaki insanlar, İslam Dininin bilgi kaynaklarından bihaber yaşamaya devam ediyor…

Coronavirüs için alınan tedbirleri delenler, Millet Camisinde Cuma Namazı kılıyor, Ebabil kuşlarına inat “Umreye” gidiyor, Devletin işlerini kolaylaştırmak için hiç özveride bulunmuyor!

Şimdi bu millet, acaba inanç ve itikat bakımından niçin paramparça diye düşünmekten kendimi alamıyorum!?

Ama bu ipin uçlarını mezhepler tarihine ve kelam tartışmalarına kadar götürdüğümüzde düğümler teker teker çözülüyor…

Hz. Ali döneminde meydana gelen “hakem olayından” itibaren Müslümanlar arası bir açıldı, bir daha kapanmadı.

Anlaşılıyor ki bütün mezheplerin ortaya çıkış amacı siyasettir. Siyaset zaman ve mekanda farklılık gösterse de, hedefi hiç değişmedi. Bugün ki üst akıl, dünyanın %85 hakim. Hedefi “siyaset, servet, şöhret ve şehvete” yön vermek… Bunu şimdilik Kapitalizmle götürüyor ama yarını bilmem.

Bundan da anlaşılıyor ki “Sağ-Muhafazakâr Zihniyet” iki arada bir derede kalmıştır. Bu kalış on dört asırdan beri böyle…

Mezhep ve Kelam görüşleri arasına sıkışıp kalan Müslümanlar, “Kader meselesine”, “kul fiillerinin yaratıcısıdır/değildir“, “Kuran mahluktur/değildir“, “işi Allah’a havale etmek”, “büyük günah işleyenlerin durumu” gibi meselelerin arasında zamanlarını bitirmişlerdir.

La İlahe İllallah” diyen kurtulur ve cennete girer görüşü, Mürcie’ ye aittir.

Halbuki Allah’a “iman etmek, Allah’a inanıyorum” demek yetmiyor, iman kişiyi iyilik, güzellik ve doğruluğa götürmüyorsa, sözün içi de dışı da boştur!..

Yoksa sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?…” diyordu! (Bakara 214)

  • Gelin Müslümanlar arasında iman noktasında bir ahenk ve denklik sağlamaya çalışalım.
  • Gelin öldürmeyelim, çalmayalım, yalan söylemeyelim, zina etmeyelim.
  • Gelin Hariciliğin katı tutumunun tezahür ettiği tekfir alanını olabildiğince daraltalım.
  • Gelin Ümmetin coğrafi sınırını geniş tutalım…
  • Aramızda ki görüş ayrılıklarını unutalım. Bu anlamda yeknesak bir yapıda kalmaya çalışalım!
  • Hep din duygusu ve heyecanıyla yaşayalım!
  • Kendimizi kimseden üstün görmeyelim!
  • Zira bugünlerde birbirimizin külüne her zamandan daha çok ihtiyacımız var…

Mahmut AKYOL