DİNİN KAYNAĞI

logo5

DİNİN KAYNAĞI

İslam’ın ilk kaynağı hadis değil, Kur’an’dır. İkinci kaynak, Mütevatir ve yaşanan Sünnet, üçüncü kaynak, Mütevatir hadislerdir.

Kur’an’ı tahrif edemeyeceklerini bilen kötülük yaranları, toplumda din adına oluşmuş yanlış inanç ve amellerin peşine düştüler, ekseriyeti; Mevzu/uydurulmuş Hadis üretmiştir.

14 asır önce İslam düşmanları Resul Muhammed’in demediği bir sözü, yapmadığı bir davranışı, onaylamadığı bir şeyi, Resul Muhammed dedi, yaptı, onayladı diye ortaya atmışlardır.

Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnat ederse Cehennem’ de ki yerine hazırlansın!” (Buhari, İlim, 38)

Bırakın Mevzu konuların adedini, konuyla ilgilenenleri sayısı ciltleri doldurur.

Halkın cahil kesimi, bunları sorgulayıp sahih mi, uydurma mı yerli yerine oturtamadığı için, çok sevdikleri Muhammed’i yalana boğmuşlardı. Uydurulmuş hadislerin toplumda yapmış olduğu tahribat tamir edilemez boyuta ulaşmıştır.

Düşüncemi yenilemek isterim. Dinde; dini değer olan yegane kaynak, Kur’an’dır. Diğerlerinin dini değil; sosyolojik değeri vardır.

Kim ne derse desin Allah kullarını açıkladığı Kur’an hükümlerine göre hesaba çekecektir.

Dün olduğu gibi yaşayan İslam’a günümüzde de birçok yorum yapılmıştır. Bu ekollerin takipçileri Müslümanları 1400 yıldan beri Sünni geleneği, fıkıh, siyer, hadis ve kitaplarını tartışmasız kabul etmiş, bazıları da bu geleneği tamamen kabul etmemiş, sadece Kur’an’a dayalı bir İslam anlayışını savunmuştur.

Bana göre hadisler dinin (İslam’ın) kaynağı değil; yorumudur. Yani bu yorumlar dini değil; tarihsel ve sosyolojik değeri vardır. Hadisler dinin anlaşılmasında bize yardımcı olurlar. Kur’an’ın indiği dil, tarih, kültür ve coğrafya evrenini tanımamızı sağlarlar.

İmam Buhari yaptığı “altı yüz bin” hadis rivayetinden “7145” küsur hadis seçerek büyük bir eleme yapmıştır. Bu çok büyük bir çalışmadır. Sonuç itibariyle “Sahih-i Buhari” adlı bir kitap yazmıştır.  Eğer bugün bunların içinden bir eleme daha yapılacak olsa, aşağı yukarı 500 kadar sahih hadis çıkar. Bunlarda bir şekilde Kur’an ile irtibatlıdır. Resul Muhammed’in dilinden Kur’an’ın yorumudur. Bir Müslüman için yorum ihtiyacı hâsıl olunca kendi fikrinden önce bunları esas alması gerekir. Esasında ayet ayeti açıklar ve en güzel hadis, (Ahsen’ul-Hadis) Kur’an’dır.

Kur’an’da geçen tarihi olaylar; tarihsel verilerle, hayat ve tabiat ile ilgili olaylarla,  hayatın ve tabiatın varlık ve oluş kanunlarıyla açıklanır… Kur’an ayetleri ile varlık ve oluş kanunları arasında çelişki yoktur. Çünkü her ikisi de Allah’ın ayetleridir.   “Kavli ve “Kevniayetlerdir…

Eğer bu ikisi arasında bir çelişki oluşursa, o zaman o ayet ya yanlış anlamışız, ya da bilgi eksikliği çekiyoruz demektir.

Kur’an’da mucize kavramı geçmez, bunun yerine Kur’an’da Ayet, burhan, beyyine, sultan gibi kavramlar geçer.

Mucize aciz bırakan demektir.” İnsanı aciz bırakan, evrenin bizzat kendisi, varlık ve oluş kanunlarıdır. Yani ayın yarılması değil, ayın bizzat kendisi mucizedir. Kur’an sürekli varlık ve oluşa dikkat çeker, Allah’ın ayetlerinin mucize olduğunu söyler. Kur’an’da Yahudilikte olduğu gibi “mucize”, Hristiyanlıkta olduğu gibi “kehanet” anlayışı yoktur.

Günümüz Müslümanları daha çok kapitalizm ilgilendirir. Bu sebeple mümin Müslüman kapitalizmi eleştirmeli, dahası düşman bir davranış sergilemelidir. Çünkü Müslümanların inandıkları Kur’an’ın içinden sistem olarak kapitalizm çıkmaz. Çıksa çıksa abdestli kapitalizm çıkar.

Son üç asırdan beri İslam’ın yerine Liberalizm (özgürlük), Kapitalizm (Özel Mülkiyette alabildiğine özgürlük, artık değer, emek hırsızlığı), Sosyalizm, (üretim araçlarının devletin elinde olması), Komünizm, (özel mülkiyetin olmadığı düzeni) koysalar bile, küresel güçler başarılı olamamışlardır.

İnsan fıtratı olan Hakk Dinin kaynağı Kur’an’ı Küresel Baronlar ne kadar yalanlarsa yalanlasın, “İsteyen inansın isteyen inkâr etsin” (Kehf; 29) “Mallarınız konusunda dilediğiniz gibi hareket edemezseniz” (Hud; 87)İlahi mesajdan kurtulamayacaklardır.

Burada özellikle zikredeceğim bir konuda kapitalizmdir. Kapitalizm özgürlükçülük, piyasa veya serbest ticaret demek değildir. Bilakis kapitalizm bunların düşmanıdır. Esasında Kapitalizm serbest piyasa ve özgürlük istemez. Özgürlüğü, sermayeyi tekeline almak ister. Kendisine yaramayacak özgürlükleri yok eder.

İşte Kur’an bunu yapıyor, sınır çiziyor, müdahale ediyor.

Kur’an “ihtiyaçtan fazla mal biriktiremezsiniz, infak edeceksiniz” (Bakara; 219), “Kenzi (biriktirmeyi) haram kılıyor,” ateşle tehdit ediyor diyor. (Tövbe; 34).

Kişi elindeki fazlalığı ya infak edecek ya da bir işe yatıracak, bu iş de ortak üretim şeklinde olabilir. Bu ortak üretim Taş, toprak, kağıt gibi metaya yatırarak üzerinden rant sağlamak olmamalıdır.

Aydınlar halkın vicdanı olursa, ancak o zaman egemen bir gücü eleştirebilir.

Eğer egemen bir güçten izin alınsaydı hiç bir peygamber, peygamberliğini ilan edemezdi. İbrahim’e Nemrut’tan, Musa’ya Firavun’dan, İsa’ya Bizans’tan, Muhammed’e de Kureyş’ten izin alınamazdı gibi… Peygamberler cesaret ve isyanın ruhudur. Muhafazakarlık ise tarihi ilerleten değil; durduran, donduran gücüdür.

Şu kavramlara dikkatinizi çekmek isterim. Muhafazakarlık, gericilik, yobazlık, bağnazlık sadece din denilince akla gelmemelidir.

Tarih, devrimci çıkışlarla ilerler. Kaldı ki “La ilahe illallah otoritelere isyanı ifade eder. İtiraz etmeden yani hayır demeden bir din hayat bulamadığı gibi, mensup olmak isteyen de o dine asla girmiş olamaz. Bu iki cümleyi aşağıda yer alan cümleleri açıklamak için yazıldı…

Bugün egemen gücün merkezinde iki eğilim var:

Beyaz Saray ve Pentagon

Beyaz saray ABD Merkez Bankasının temsil ettiği İngiliz finans kapitalinin gücüdür. Pentagon ise Askeri Endüstriyel Kompleks dediğimiz konvansiyonel ABD kara gücünü temsil ediyor. Bu ikisi farklı politikalarla dünyaya ve Orta Doğunun güç kaynaklarına egemen olmak istiyor.

Herkesin kredi kartı kullanmasını, özellikle İslam ülkelerinin, Afrika ve Asya ülkelerinin her yerinde bankalar, yatırımlar, AVM’ler açılmasını ve böylece finans kapitalin abdest aldırılarak bölgeye iyice yerleşmesini istiyor.

Ülkemizde İslam talebi baştan beri sorunludur. Öte yandan sanıldığının aksine laik bir ülke değil. Her iki yaklaşımı da sorunlu…

Türkiye’de ne İslam devleti olmuş, ne de laik devlet olmuştur. Türkiye’de din devletin güdümündedir. Bizantist din-devlet ilişkisi hüküm sürmektedir.

Dinin ahkâmını dışlayıp, sadece ritüellerini (namaz, hacc, oruç, bayram, cami, cenaze) devlet bünyesine almakla laik olunmuyor.

Laiklik bu değil. Bu, Bizantizmdir. İslam devleti olmayan fakat laik de olmayan Türkiye’ye özgü bir din-devlet ilişkisinin nasıl olabileceğinin sorusu “adalet” devletinde gizlidir.

Mahmut AKYOL