HAHAMLAR, SİYONİST ÖNDERLER VE MASONLARCA YÖNETİLEN IRKÇI İSRAİL OĞULLARI!

logo5

HAHAMLAR, SİYONİST ÖNDERLER VE MASONLARCA YÖNETİLEN IRKÇI İSRAİL OĞULLARI!

Dünya yanıyor!

Irkçı, korsan İsrail, Filistinli Müslümanlara kan kusturuyorken dünya seyrediyor!

Kürtler için kurulduğu iddia edilen ve içinde Kürt’ten çok Ermeni’yi barındıran PKK, PYD taşeron sürüleri, İsrail için savaşıyor.

Bir yandan PKK, PYD İsrail için uyuşturucu, silah, petrol ve insan kaçakçılığı yapıyor.

Diğer yandan düşmana beşinci kol olmak için çalışan içimizde vatan ve İslam düşmanları, gemimizi batırmaya çalışıyor.

Muharref Tevrat; İsrail Oğullarının (günümüzün Yahudileri) kendilerinin diğer bütün milletlerden üstün yaratıldığını söylüyor. Bu ideolojik, ırkçı ve ayrılıkçı yaklaşım, Yahudileri yeryüzünde şımartıyor…

Aslında bu ideolojik fikir, Rab Yahova tarafından ortaya konulmuş değildir. Yahudilerin seçilmiş, üstün bir ırk olma fikri, dogmatik ve şeytani bir inançtır. Asırlar boyu gizli çalışan Hahamlar, Siyonist Önderler ve Masonlar tarafından Muharref Tevrat’a sokulmuştur.

Rab Yahova’ ya isnat edilen bütün milletlerin köle olma anlayışının sebebi, milletlerin ellerindeki malların Yahudilerin çalınmış malları gözüyle bakılması fikri yatar…

Dünyadaki bütün huzursuzluğun kaynağı buradan gelir!

Bu anlayış, Hahamlar tarafından Muharref Tevrat’a sokulmuş bir hırs ve hırsızlıktır. Bu üstün ve ırkçı yaklaşım, Allah’ın mülküne sahip olmak fikri İsrail Oğullarını azdırmıştır.

Asırlar boyu Yahudi milleti, Allah’a ve Ona inananlara karşı savaş açmış, sonunda birçok kere yer ile yeksan olmuş, fakat yine de uslanmamıştır.

Muharref Tevrat’ın gizli yorumu olan “Talmut ve Tora”, Siyonistleri sürekli olarak yak, yık ve yeniden inşa et, fikrine yöneltmiştir… Siyonistler bu yolları kullanarak insanların kanını dökmüş, dünyanın altını üstüne getirmiştir.

Bu sebepledir ki, dünyada ve Ülkemizde huzursuzluk bitmiyorAllah yaratılışta, kimseyi kimseden üstün yaratmamıştır!

Siyonizm planlarına göre, merkezi Irak ve İran olan bir savaşın başlatılmasıyla Armageddon savaşı başlayacaktır.

Vizyonu gündelik kısır çekişmelerden ibret muhalefet ne hazindir ki Amerika, Rusya ve AB ülkeleri burnumuzun dibinde İsrail için çalıştığını görmüyorlar

Psikolojik ve Biyolojik savaşlar, askeri savaşların önüne geçmiştir. ARGE çalışmaları için dünya bütçe paralar dökmektedir! Psikolojik, Biyolojik savaşlarda İsrail önemli mesafeler kat etmiştir. Hibrit Tohum savaşı, İsrail’e büyük avantajlar sağlamıştır.

ABD’yi kullanan Yahudi korsanlar Hindistan’ın ve diğer gelişmekte olan ülkelerin çiftçilerinin, şifacılarının, balıkçılarının, buğday üreticilerinin ellerindeki mülkiyet haklarını almıştır.

Dünyada Bioteknoloji firmaları tamamına yakın bölümü İsrail’e ait, tohumların patentleri İsrail’in tekelinde, kartelleşme nedeniyle dünya besini İsrail’in ipoteği altında… Altın, petrol rezervleri, uyuşturucu ve silah tüccarları bunlardır… Dünya, bu savaşa karşı koyabilmek için varını/yoğunu ortaya koymaktadır…

Yahudiler, Ortadoğu halklarını yıllarca tesir altında tuttular. Benzer şekilde Tekkeler kurarak İslam tasavvufunun içine girmiş, sapkın tasavvuf cereyanları oluşturmuşlardır. Şimdi, Müslümanların bir araya neden gelemediklerini anlayabiliyor musunuz?

ABD her geçen gün Türkiye’nin etrafında üsler kurarak Türkiye’yi İsrail’e karşı ablukaya almıştır.

”Siyonist Önderleri Protokolleri” adlı kitapta; “Siyon yılanı dünyayı çevreleyerek yutmuştur. Yılanın başı ulusların kalplerine girecek ve onları çürütüp yok edecektir. Siyon’dan yani Kudüs’ten harekete başlayan yılan, zaferle zincirini tamamlayacak, sonra yine oraya dönecektir. Başladığı yere dönmeden önceki son hedef de İstanbul’dur…”

İsa’nın “Göklerdeki baba ile ben birim” demesi, İsa’nın ölümüne sebep olmuştur. İsa’nın bu iddiası, Yahudilerce, Yakup’u tahtan indirilmesi olarak algılanmıştır. İşte Siyonizm’in bu hedefleri bize, “İSRAİL ZULMÜNÜN NEDEN BİTMEYECEĞİ” göstermektedir!

Siyonizm, Firavunlar gibi gücünü iktidarından alır. O güç paradır…

Önce belirteyim ki, dünyayı açık cezaevine çevirenlerin başını çeken katil ve korsan İsrail’dir. Onun arkasında ki ABD Derin Devleti, Evanjelistler, Pentagon, Neoconlar’dır. ABD de yaşayan Yahudiler, sanat, sağlık, hukuk, sinema, basın, medya, siyaset, ekonomi, ticaret, sanayi, bankacılık gibi sektörlerin başında bulunur.

Yahudi Siyonistlerin azması, sapması, şımarması bundandır!

Fakat unutulmasın ki, her Firavunun gelmesiyle birlikte bir Musa’da gelmiştir

Demem o ki; kötülerin kötülükleri, kendi ecelidir…

Yukarıda belirtildiği gibi Yahudilerin dünyaya ve dünya üzerindekilerine karşı bir kin ve öfkesi vardır.

Konumuza ışık tutması açısından önemli gördüğüm şu olayları sıralayalım.

Haçlı Savaşlarında 4 milyon Müslümanı katledildi. 1839 itibaren aralıksız sürdürülen Batılılaşma hareketleri sonunda 3 Milyon km kare toprak elimizden uçup gitti. 1900 yıllardan bu yana Batı’nın başlattığı savaşlarda İslam coğrafyasında 4 milyonu aşkın insan yaşamını yitirmiştir. Birinci Dünya Savaşında, iki büyük imparatorluğun yaşamına (Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu) son verilmiştir. Anadolu’nun işgali Çanakkale’den değil, İzmir’den değil, Filistin’den başladı… Ruslar Kars’a girdiklerinde İngiliz’ler Filistin’e Yahudiler adına el koymuştur. Daha sonra görülecektir ki, “Birleşmiş Milletler” Yahudilerin İşgalini kolaylaştırmak için dünyayı seferber edecektir. Yahudiler İkinci Dünya Savaşını istedikleri biçimde yönlendirecektir.

Birinci Dünya Savaşında 32 milyon, İkici Dünya Savaşında 75 milyon insan ve Müslümanın kanı Yahudi kasalarına para olarak akmıştır.

Sosyolojik gerçeklerin söylediği şudur:

Kim ne söylerse söylensin, İkinci Dünya Savaşından sonra kurulan küresel düzen çöküyor. Bunu durdurmak mümkün değildir.

Şimdilik çöküşün önünde Çin, Rusya, İran ve Türkiye engel olarak görülüyor. Bu engelin kalkması için ilk hedef, İran ve Türkiye’dir…

Evet, Size gücü tanrılaştırmış ABD, İngiltere, AB ve İsrail’den bahsediyorum…

Irak, Afganistan, Pakistan, Suriye, Yemen, Libya, Cezayir, Somali, Asya da ki azınlık savaşları, Bosna, Mısır, Filistin, İran ve Türkiye de ki olayların tamamı dünya Siyonizm’i, Papalığı ve Pentagon hâkimiyeti için yapılmaktadır.

Eğer Müslümanlar mezhep anlaşmazlıklarından ve asabiyetten kurtulur, yönetimlerini adalet üzere döndürür, rotalarını uydurulan dinden, indirilen dine çevirir, yüksek teknolojiyi yakalarsa, o zaman kimse bu gücün karşısında duramaz!

İnancım odur ki; Filistinlilerin pasif direniş içinde olmaları hassas yürekleri telaşlandırmasın. Mazlum Filistinli cılız çocuğun attığı bir taş değil İsrail’i, Cihanı yıkmaya yetecektir!

Mahmut AKYOL

MEVLİT VE REGAİP KANDİLİ, KADİR GECESİ, HZ. SÜMEYYE VE RACHEL’İN ŞEHADETİ!

logo5

MEVLİT VE REGAİP KANDİLİ, KADİR GECESİ, HZ. SÜMEYYE VE RACHEL’İN ŞEHADETİ!

Bizde iki din vardır!

  • Birisi derin din,

Derin din 2000 yıldır değişmeyen Şamanizm’dir.

  • Bir diğeri görünen din. Görünen din ise Şamanlığın üzerine İslami kılıf geçirilmesidir.

Derin dinin beş hali vardır:

  1. Gök Tanrı inancı, 
  1. Yerde ki Şaman inancı,

Hoca, şeyh, pir, veli, evliya, baba, dede vs. Bunların hepsi, insan ile tanrı arasında aracıdır. Zira tek başına Tanrı’ya ibadet edilmez. Muhakkak bir aracıya ihtiyaç vardır.

  1. Atalar kültürü,

Atalara bağlılık esastır Atalar şu anda türbelerde, anıtlarda yatmaktadır. Anıtlar ve türbeler boş bırakılmamalıdır.

  1. Kurban kesme,

Şamanizm’de kurban kesmek dinin esasıdır. İnsan ne kadar çok kan akıtırsa insan o kadar dindar olur.

  1. Domuz eti yememek,

Eski Türk takviminde domuz yılı vardır, uğursuzdur ve o yılda domuz eti yenmez. Bunlardan bazıları İslam’da vardır.

İslam, bizim için ezeli ve ebedi bir isimdir. Bize bu ismi koyan Cenab-ı Allah’tır.

(…İşte bugün dininizi ikmale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim…) Maide suresi 3. Ayet

İslam, teslim olmaktır.

İbadet ise, insanın hayatın içinde oluşturduğu iş ve değer üretmesi, çalışması ve bir eser meydana koymasıdır.

Emevi Kültürü etkisinde kalan Müslümanlar, ibadeti sadece bir ayin olarak gördüler. Vakti, miktarı belli olan ayinleri ibadet saydılar ve gerçek İslam’ın yaşam alanını daralttılar.

Bunun yanında “Şaman kültürünü, kandil gecelerini, türbeleri ziyareti” İslam’dan saydılar.

Yoksa Kandil geceleri Hz. Muhammet’ten gelen bir sünnet değildir. Dinde mübarek gün ve geceler diye bir kavram da yoktur.

İkinci Selim’den itibaren Osmanlıda minarelere kandiller asılarak ilan edilmiştir. Enteresandır, kandil ilanları Osmanlının “inkıraz” dönemine rastlayan zamanlardır. Günümüze kadar gelen kutlamalardır.

Keşke bunun yerine Müslümanlar:

  1. Zenginle/yoksulun arasındaki uçurumu görselerdi,
  1. Sosyal ve ekonomik çöküntünün sebepleri üzerinde kafa yorsalardı,
  1. Hızla artan uyuşturucu kullanmaları, dizilerde oynatılan çocuk aşk sahneleri, kredi kartı mağdurlarının gözyaşlarıyla beslenen kapitalizm üzerinde akıl etselerdi,
  1. Nüsukları yapıp, diğer bütün işleri hafife almasalardı,
  1. Nüsukları kuru bir tekrar yapıp durmasalardı,
  1. Belki o zaman Müslümanların kendi adına yakışır bir yaşamları olurdu.

Aslında Nüsukların hepsi ibadete giriştir.

Yani:

Doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, paylaşım, bölüşüm, zulme karşı direnme, hakkı savunma, yalan söylememe, iffetli yaşama, doğru ölçüp tartma, aldatmama, sömürmeme, emeğin hakkını verme, biriktirmeme, Allah’a güven duyma…” dinin temel taşlarıdır.

İşte, insana lazım olan bunlardır. Diğerleri geriden gelir.

Müslümanlarca kandil geceleri diye bilinen geceler sırasıyla Mevlit, Regaip, Miraç, Beraat ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olan Kadir Gecesi.

İslam, hayatın ortasında, hayatın kalbinde atmalıdır.

Kadir Gecesi, on dört asır önce Mekke’nin Hıra Mağarasında Hz. Muhammed ile başlayan yürüyüşün adıdır. Bu sebeple değeri çok büyük ve anlamlıdır. Bu İnsanın Allah ile vicdanen görüşebileceğini gösterir. Zira Mekkeli öksüz Muhammed’ de bu gece Allah ile buluşmuştur.

Yeryüzünde herkesin Allah’a giden bir Hırası vardır ve herkes böyle büyük bir buluşmayı gerçekleştirebilir.

Bu gece ve bütün her gece insanlara açıktır.

  • Yeter ki insanlar kendi benini, Allah’ın melekûtuna açık tutsun.
  • Yeter ki insanlar kendi Kapasitesini zorlasın.
  • Yeter ki insanlar kapsam alanlarını geniş tutsun.
  • Yeter ki insanlar Allah ile yürümeye azmetsin.
  • Yeter ki insanlar canu gönülden Allah’a kavuşmayı murat etsin…

Bu gecede buluşmaya sebep olan Kur’an’dır. O da elimizdedir. Onunla yürüyen herkes, bu buluşmayı gerçekleştirebilir.

  • Yeter ki, her gece kadir bilinsin!

Hayatı yaratan Allah’tır. Hayat durağan değildir. İnsan, bu yaratılışta ortaktır. İnsanın kaderini, insanla birlikte yapan Allah’tır. Kader, bir şeyin gerçekleşeceği bir alandır. Dikenin batması, arının bal yapması, karıncanın çalışmayı öğrenmesi, çiğ damlalarının lalenin üstüne düşmesi, onların kaderidir.

İnsan aklı sebebiyle iradi bir yol çizer. İnsan, kendini değiştirdiği zaman, kaderini de değiştirmiş olur.

(…”Oysa bir toplum kendi özündekini değiştirmedikçe Allah’da onların halini değiştirmez; bundan hiç şüpheniz olmasın…” (Ra’d -11 ayet)

  • İnsan iyi, güzel ve doğru şeyler için çalışırsa, Allah’ta onun çarpan kalbi, sızlayan vicdanı, gören gözü ve işiten kulağı olur.

Hz. Peygamberin doğduğunda Sava gölü hemen kurumadı. Kisra’nın Sarayının sütunları hemen yıkılmadı. Mecusilerin bin yıldır yanan ateşi hemen sönmedi. Hatta dünya Hz. Peygamberin hürmetine yaratılmadı. Hatta Hz. Peygamber, ayakları şişinceye kadar namaz kılmadı.

Böyle bir Peygamber yeryüzüne hiç gelmedi. Peygamberler içinde bulunduğu toplumdan o toplumu ıslah için geldiler. Hz. Peygamberde Mekke’de kuru ekmek yiyen bir kadının oğluydu.

Hz. Peygamberin tebliğ ettiği İslam bir hayat dinidir, bir tapınak dini değildir. Dolayısıyla gelen Peygamberde hayat içinde dinamiktir.

Tebliğle yükümlü olan Peygamberler önce iyilik, adalet, zulme ve haksızlığa isyan, sözün namusu, doğruluk, dürüstlük, vefa, sevgi, merhamet gibi kavramları kendilerinde gösterdiler.

Yukarıdaki esaslarla birlikte Peygamberler ümmetlerine:

  • Çalmamak, öldürmemek, iftira atmamak, yalan söylememek, zina etmemek, adaletli olmak, emanete ihanet etmemek, gıybet etmemek, haram yememek, zulüm yapmamak” gibi hususlara dikkat çekmişlerdir.

2003 Yılında İsrail’e karşı direnişi desteklemek amacıyla Filistin’e gelen ABD’li “aktris Rachel”, İsrail tankının altında ezilerek öldürüldü. Tıpkı Ebu cehil tarafında hunharca öldürülen İslam’ın ilk kadın şehit Sümeyye gibi…

Tank paletleri altında ezilmeyi göze alan “aktris Rachel” in bu onurlu duruşunu görmeyen idraksizler, “Keşke Başını örtmüş olsaydı…” Dediler.

Şimdi siz Ağaçlara bez bağlamayı, ölülerden yardım istemeyi şirk sayanlar!

  • Acaba siz! Adaleti, sevgiyi, merhameti, paylaşmayı, bölüşmeyi, toplumun hayat damarlarından akan kan misali bu değerleri vicdanınızın neresinde tutuyorsunuz?
  • Acaba siz! Sümeyye ve Rachel’in onurlu duruşunun neresindesiniz?
  • Acaba siz! Sefalet ve aç bırakmanın “Şirk” olduğunun farkında mısınız?
  • Acaba siz! Dünya nüfusunun yarısının fazlasının rızkının çalındığından haberiniz var mı?

Sonuç:

Hz. Muhammed’in ana rahmine düştüğü gece, bir insan hakkıdır. Böyle bir gece insan hakkı ihlaldir! Her şeyden evvel bu ayıp bir davranıştır. Bu eski kültürden İslami kılıfa dönüşmüş bir söylemdir.

Kadir Gecesi demek, Kuran’ın size indiği gece demektir ve toplanıp kutlamaya gerek yoktur. Çünkü Kuran’ı okursunuz ve sizin ruhunuza, vicdanınıza Kuran inmeye başlar. Bu ışığı gördüm ve bundan sonra böyle yaşayacağım dediğiniz andan itibaren sizin Kadir Geceniz başlamıştır.

Kadir Geceniz kutlu olsun!

Mahmut AKYOL

DİNDE BOZULMA, MÜLK VE İKTİDAR MESELESİ…

logo5

DİNDE BOZULMA, MÜLK VE İKTİDAR MESELESİ…

İslam, yaşayan bir dindir.

Fakat ne yazık ki günümüzde İslam Dini hayattan koparılmıştır.

Koparılışın birçok sebebi olmakla birlikte, en başta geleni “MÜLK” kavramıdır.

Başlangıçtan beri İslam, insanlığa mesajını mülk üzerinden vermiştir!

Bunun için İslam Dini, “Lehü’l-mülk” le başlamıştır.

Dinin muhatabı insandır.

Eğer insanoğlu mülk ilişkisini İslam’a göre kurmuş olsaydı; dünya ve ahiret hayatında telafisi mümkün olmayan çöküntüler yaşamazdı.

Tarih boyu insanoğlunun başına gelen en büyük bela, “açlık” ve “ahlaksızlık” tır. Bu belaların faili insanın bizzat kendisidir.

Kur’an’ı Kerimin iniş sırasına göre ilk inen suresi mülkle ilgilidir.

Mekke’de yoğun bir şekilde putperestlik yaşanırken Kur’an, buna vurgu yapmadan doğrudan doğruya Mekke tefecilerini, mustazaflarını ve hegemonlarını öne çıkarmak istemiş ve “Mülk Allah’ındır” demiştir.

O dönemde iktidarı, (gücü ve mülkü) elinde bulunduran Mekke’nin tefecileri, kendilerini Rabb olarak görürlerdi. Buna cevap olarak Kur’an; ilk surede “Rabb” ismini öne çıkartarak; “Rabb Allah’tır” dedi.

Kur’an, daha ilk sure olan “Alak” ta zenginliği kendine yeterli gören (istiğna) ile azgınlık (tuğyan) arasında bir ilişki kurmuştur.

Ardından (Kalem) “Bahçe sahipleri” kıssası anlatıldı. Burada “Kenz” etmeye kalkışmanın büyük bir felaket olduğu vurgulandı.

Kur’an’da sürekli olarak vermek (infak) emredildi. Biriktirmek yerildi.

Peki, Kur’an işe ilk olarak neden infak etmekten başladı?

  • Çünkü Mülk paylaşılamadığı zaman, ortaya açlık, ahlaksızlık ve yıkım (kıyamet) başlar. Tarih boyu bunların hepsi, paylaşmamaktan çıkmıştır.
  • Eğer bir yerde, toprak ve güç sahipleri, diğer yanda o topraklarda karın tokluğuna çalışan köle ve maraba olursa, açlık, ahlaki ve yıkım (kıyamet) sorunlar hiç bitmez!
  • Bu nedenle denilebilir ki mülke, paylaşım düzenine dokunmayan, bunun için söyleyecek sözü olmayan bir din aldatıcıdır!
  • Üzülerek ifade etmeliyiz ki, İslam’ın (Dinin) üzerinden daha otuz yıl geçmeden, dinden dönmeler (mürteci) başladı. Yani eski cahiliye mülk anlayışına geri dönüldü.
  • Yani Mürtet olanlar bir yandan namaz kıldılar, diğer yandan mallarını arındırmak istemediler. Yani “Zekât vermediler!” Kaldı ki, Oruç’un ruhu, Zekât’tır!

Görüldüğü gibi bazı insanlar, İslam’ın paylaşımcı düzeninden hiç hoşnut olmadılar. Kardeşlik iktisadını ve hukukunu bir türlü kabullenmediler. Sevgileri hep sözde kaldı! Bu yüzden olsa gerek ki İslam, hedeflerini gerçekleştiremeden tarihe geri döndü…

Hz. Muhammet; “Benden sonra birbirinizin boynunu vurmayın, Müslüman’a Müslüman kardeşinin canı, malı, ırzı haramdır” demesine rağmen, canlar heder edildi, mallar yağmalandı, ırzlara tasallut edildi.

İslamsızlık yüzünden insanlık, hırsına yenildi ve tatmin edilmez mal ve iktidar sevdasına gem vuramadı. İç savaşlarda dünyanın gözü önünde binlerce insanın/Müslüman’ın kanı döküldü.

Bugünde öyle değil mi?

Hâlbuki İslam o günler kölelere özgürlük diye gelmişti. Bu sese kulak kabartan Yarımadanın, Sasani ve Bizans’ın köleleri, ezilenleri, çaresizleri İslam’a koşup gelmişti.

Daha sonra çölde haykırılan bu ses duyulmaz oldu. İslam’ın o muazzam rüzgâr hızını kaybetti. Abuzer Rebeze çölüne gömüldü. Akabinde Ali yenildi.

Yeniden Sasani, Roma mülk/devlet/imparatorluk düzenine dönüldü. Köle ve cariyeye sahip olma yarışı başladı. Mal sahibi olmakla üstünlük hırsına girildi. Zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum büyüdü.

Bugünde değişik şekillerde kölelik devam ediyor!

Dinin teorisinde bir sorun yoktu ama dini ve mülkü anlama zihniyetinde bir sorun oluştu. Bu sorun, bir sürü yanlışları beraberinde getirdi. Başta Kur’an ayetlerini anlama konusunda sorunlar oldu…

Ezberlenerek Kur’an mahcur bırakıldı. Duvarlara asılarak, mezar başında okunarak kutsandı.

Kitabın ilk ve esas konusu olan mülk meselesi unutuldu.

Aslında bu konuda genel geçer kural şuydu:

Eğer siz Kitap’ı terk ederseniz o da sizi terk eder.”

Hiç düşündünüz mü neden Peygamberimiz zengin olmadı?

Özetlersek:

Kur’an’ın/İslam’ın/Dinin ilk mesajı mülk üzerinden verildi.

Her şeyden önce Müslümanın mülk ile ilişki Adil ve eşitçe kurulmalıydı.

Toplumların temel ahlaki değerlerini koruyan ve kollayan genellikle orta sınıflarıdır. Eğer bu yapıdaki insanlar ahlaki değerlerini kaybederse, toplum hastalık üreten bir bataklıktan asla kurtulamaz.

Kur’an’ın ilk 23 suresi tekrar tekrar okunduğunda görülecektir ki; ilk eleştiriler hep Mekkeli mülk sahiplerine yöneliktir… İlk kıssa mülk (zenginlik-yoksulluk) meselesinin ele alındığı “Bahçe sahipleri” kıssasıdır…

Kur’an neden ilk olarak buradan başladı?

Çünkü bir yandan tüm toprakların sahibi “ağalar”, diğer yandan o topraklarda karın tokluğuna çalışan “marabalar” görülüyor…

Böylesi bir mülk düzeninden çıksa çıksa sömürü çıkar! Buradan çıksa çıksa efendi/köle ilişkisi çıkar!

Zaten de söylenildiği gibi oldu!

Bu sebepledir ki mülk paylaşım düzenine dokunmayan, buradan başlamayan, ekmek/aş verenin, yedirenin, doyuranın “Rabb” olduğunu söylemeyen bir din anlayışının içi boş ve hayattan kopuktur.

İşte İslam’ı içeriden ilk yıkan şey, eski cahiliye mülk ilişkilerine geri dönüş (irtica!) olmuştur. Dahası İslam başlamadan otuz yıl içinde bitti…

Cahiliye döneminin vahşi kapitalizmi, İslam’ın paylaşımcı mülk düzenini, yeni kardeşlik iktisadını kabullenemedi.

Hedeflerini gerçekleştiremeden tarihten çekildi. Hâlbuki peygamber zamanındaki ideallerin hedefine tam ulaşması ve insanlıkta kalıcı bir tarihsel dönüşüme neden olması için en az yüz yıla ihtiyaç vardı.

Mülk” (mal, iktidar) yüzünden iç savaşlarda dünyanın gözü önünde 90 bin kişi birbirini kesti. Emevi yönetim anlayışı “Muhammed’in adamları birbirini yiyor” dedirttiler.

Hâlbuki İslam, o günkü dünyada “Çölde yeni bir din (peygamber) çıkmış kölelere özgürlük (fekku raqabe) diyormuş” diyerek duyulmuştu…

Bu sese kulak kabartan Sasani ve Bizans’ın köleleri, ezilenleri, mahrumları, çaresizleri, İslam’ın içindeki mülk kavgasını görünce “Bu da diğerleri gibi” dediler ve umutsuzluğa düştüler.

İşte o an:

Çölde haykırılan ses” duyulmaz oldu. Dünyada esen o muazzam rüzgâr hızını kaybetti.

Ebuzer Rebeze’ye gömüldü, yıldızı söndü.

Ali’nin yenilmesiyle rüzgârı dindi.

Tekrar köle ve cariye sahibi olma yarışına girildi.

Uçsuz bucaksız mal sahibi olma hırsına geçildi.

Zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum büyüdükçe büyüdü.

Son hak din” dahi buna engel olamadı…

Peki, dinin teorisinde mi bir sorun vardı yoksa onu anlamayan zihin mi sorunluydu?

Tabi ki ikincisi

Şunu soralım:

Acaba bir milyar insan hangi suçundan dolayı aç?”

Tüm Kur’an’ın mülke bakışı bunun içindir. Sürekli olarak verme (infak) emrediliyor, biriktirme, yığma yeriliyor. Kur’an’ın tek bir yerinde bile mülk biriktirmenin övüldüğünü görülmez!

Dinin/Kur’an’ın teorik içeriğinde bir sorun yok.

Bu Kitap ezberlenerek mehcur bırakıldı! Duvarlara asılarak, tapınaklarda, mezar taşlarına okunarak terk edildi. Kitabın ilk ve esas konusu olan mülk meselesi neredeyse bütün dini guruplar, cemaatler, mezhepler, tarikatlar tarafından unutuldu.

Hala öyle…

Eh; siz Kitap’ı terk ederseniz o da sizi terk eder!

Bakınız, cennetle müjdelenen on sahabe (Aşere-i Mübeşşire) içinde ilk üçü hariç (Ebubekir, Ömer, Ali) hepsi toprak ağasıydı.

Öteden beri hep merak ederdim!

Neden cennetle müjdelenen on sahabe içinde tek bir yoksul sahabe yok? Ebuzer nerede? Ammar? Bilal nerede?

Demek ki en önce din-u devlet tefessüh etti mi mülk-i millet bozulurmuş!

İşte İslam’ın bozuluşu buradan oldu, inşası da buradan olacaktır!

Mahmut AKYOL

EY YUSUF’UN RÜYASINI UNUTAN GENÇLİK: UYAN!

logo5

EY YUSUF’UN RÜYASINI UNUTAN GENÇLİK: UYAN!

Gençliği olmayan bir toplum uzun süre yaşamaz! Gençliği hasta olan toplum da öyle…

Hastalık kirden olur. Diyebiliriz ki, bugün İslamsız kalan insanlık kirlenmiştir. Bu kiri def etmedikçe insanlık rahat ve huzur bulmayacaktır.

Dışından Müslüman fakat içinden çürümüş, cihadı terk etmiş, bukalemun bir gençlikten ne kendine ve ne de içinde bulunduğu topluma bir yarar gelir.

Enteresandır; Mekke döneminde Müslümanlar arasında münafık yoktu. Münafık, Medine de ortaya çıktı. Daha sonra Hz. Muhammed’in arkadaşları (ASHAP) arasında bozulma olmuştur.

Münafık iyilikten, güzellikten ve doğruluktan uzak, bencil, içinde bulunduğu ortamı kendisi için avantaja çeviren “Yardımlaşın, verin, paylaşın” denildiğinde hemen oradan sıvışan demektir.

Yaptıklarıyla övünen, bulunduğu her ortamda itibar görmekten zevk duyandır.

Lakin münafıkça geçen bir hayatın hesabını vermek zordur. Peki, bu durum karşısında ne yapmalı ki insanlık huzur bulsun?

İnsanlık önce bencil, bulunduğu ortamda huzur bozucu, tedirginlik yaratan, çevresine karşı vurdumduymaz olmasın!

Eline imkân geçtiğinde gaddarca davranmasın!

Davranışlarıyla düşmana güç kazandırmasın!

Ama nedense bunları yapmak insana zor gelen davranışlardır. Hâlbuki Allah bu davranışları düzenlemek için insana akıl, vicdan, irade vermiştir ki, hiç bir mazeret ileri sürmesin.

Hayatın ve özgürlüğün zevkini almayanlar, zilletten kurtulamazlar. Yani; “Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz!” kabilinden bir söz…

Şimdi size bir hakikatten söz edeceğim:

Yalnızlıktan kurtulmak için insanın önce Allah’a inanması gerekir. Fakat sadece iman ettik, sadece kabul ettik demekle iş bitmiyor.

Cenab-ı Hakk” bilinciyle yaşamak, Onunla irtibatı sağlayacak yollara kavuşmak, Ona kopmaz bir iple bağlanmak gerekir. Yani bilinçli olmak ve şuurlu yaşamak gerekir…

Zulüm yapmak, gurur ve kibir içinde bulunmak insanı doğruluktan uzaklaştırır, kişiyi yalancı eder. Yalancının cezası da çetindir. Yalancı küfre eşdeğer kavramdır. Yani küfür gerçeği örtmek demektir.

Her türlü yapılan kötülük, cimrilik, kıskançlık, gönül darlığı gibi şeylerin tümü, yalanla ortaya çıkar.

Günaha ve gaflete kapılmış insanın yanında hep şeytan dolanır. Şeytan (kötülük), tüm kötü duyguların sembolü, tüm vesveselerin kaynağıdır.

Kötü duyguları içinde besleyenler, her zaman sahte iş yaparlar. Sözleri her zaman yalandan ibarettir. Çünkü içlerinde KİBİR, HIRS ve HASET beslerler…

Kötülük içinde olanlar, daima yapamayacakları şeylerin ardına düşerler. Yapmadıkları şeyleri yapıyormuş gibi söylerler.

İşte bütün bunlardan vazgeçip, sadece Allah’a inanmak insanı yalnızlıktan kurtarır. Her şeye sahip bir gücün yanında olmasını hissetmek imanın kendisidir…

İşte günümüzde insanlık ve gençlik bu sebepten dolayı yalnızdır! Bugün olduğu gibi işleri kandırmacadır, sahtedir, sözü yalandır, işleri kötülüktür, arkadaşı şeytandır, her şeyi gurur, kibir, haset, cimrilik, kıskançlıktır!

Bakar mısınız hayat sahipsiz ve hiçbir şey sebepsiz değildir. Hayatın düzen ve ahengini bozan cahil ve zalim insandır.

Bunun için insan ne yapmalıdır?

  • Güzel ahlaklı olmalıdır.
  • Karşılık beklemeksizin iyilik yapmalıdır.
  • Allah’ı görüyormuşçasına ve ahirete gidip gelmişçesine yaşamalıdır.
  • Ya hayır söylemeli ya da susmalıdır.
  • Boş boş konuşmamalıdır.
  • Allah’ın ayetleri karşısında ilgisiz kalmamalıdır.

Ardından da:

Ey Allah’ım!

Bu hayatı Sen boşuna yaratmadın” demeli,  Müteakiben de Gökten suyu indiren, su ile yere hayat veren sensin demelidir.” Bunun ötesinde:

  1. İyilik, güzellik ve doğruluk için çalışmalı,
  2. Hep şükredici olmalı,
  3. Nankör olmamalı,
  4. Övülmeye layık olanın tek Allah olduğunu aklından çıkarmamalı,
  5. Bir iyiliğin yanında, bir kötülüğün karşısında durmalı,
  6. Kötülüklerin ortadan kaldırılması için gayret göstermeli,
  7. Sabırlı olmalı, isyan etmemeli,
  8. Kendini beğenip gururlanmamalı,
  9. Hiçbir şeye hor değil, sevgi, merhamet ve şefkatle bakmalıdır.

İşte insan bu ve benzer düşüncelere ulaştığında hayatta yalnız olmadığını anlayacaktır.

Eğer insan bu noktalarda birbirini takdir etmiyorsa, birbiri için fedakârlık yapmıyorsa, hele aile içi iletişim, sevgi ve saygı ölmüşse, verilen sözler unutulmuşsa, hak ihlalleri yapılmış ve birlikte geçirecekleri zamanları kalmamışsa, o zaman insanların stres içinde oldukları söylenebilir.

Bu stres bir mikroptur, çocuklara da hemen sirayet eder. Ana/babası olsa bile çocuklar yalnızlığa mahkûm olur. Çünkü stresli bir ortamda büyüyen çocuklar, mutsuz olur. Mutsuz çocuklar toplumun temeline konulan dinamit gibidir. Günümüzde olduğu gibi…

Toplumda meydana gelen olayların sonuçları bir anda görülmez, görülmesi zaman alır. Fakat bazı olaylar vardır ki, bağırarak gelir. Eğer birileri kör değilse görür, sağır değilse duyar, vicdansız değilse anlar.

Dün uyuşturucu kullanan parmakla gösterilirdi. Bugün tümen tümen…

Dün uyuşturucu kiloyla yakalanırdı, bugün tonlarca…

Geçtiğimiz günlerde Narko-Timlerin ne maksatla kurulduğunu resmi ağızlardan duyduğumda içim yanmıştı. “Millet nereden nereye gelmiş” demiştim.

Ülkenin coğrafi sınırlarını korumak adına her şeyini ortaya koyabilirsin.  Lakin sosyal ve kültürel sınırları korumak “AHLAK” olmadan olmaz!

Bakar mısınız?

Ülke uyuşturucu cenneti, Mafya/Çeteleri güpegündüz sokak ortasında savaşıyor. Sokaklar Texas… Çalan çalana… Kapan kapana… Yakan yakana… Yıkan yıkana…

İnsanlık dünyasında sahte sevgiler… Her şey çıkar, her şey menfaat için… Ahlaki değerlerin sınırları zorlanıyor!

Ülkemin Aydınları ve siyasetçileri, “Bu gidiş nereye?” diye sormuyor, seslerini yükseltmiyor! Onların derdi de çıkar/menfaat…

Kimse “helal/haram” tanımadan sahip olmaya çalışıyor! Bu yolun yol olmadığını bir Allah’ın kulu çıkıp söylemiyor! Masum vatandaşın lokmasına göz diken Vahşi Kapitalizme kimse dur demiyor!

Aç ve sefil insanların ayak seslerini duyar gibi oluyorum!

Bu toprakların ekmeğini yiyen biri olarak diyorum ki:

Bu millet, bu toprakları vatan yaparken, özgürlüğünü ve bağımsızlığı kazanırken, bu bayrağı, bu Cumhuriyeti inşa ederken; Komutanla/Hoca, Dedeyle/Aşiret Ağası aynı safta, yan yana vuruştular! ” Canlarını, kanlarını aynı ülkü uğruna verdiler.

Şimdi sen:

Ey Millet Evladı! Uyuşturuluyorsun, uyan!

Kapitalist Dünyanın gözü ekmeğinde, uyan!

Armageddon savaşı dünyayı kurtarmak için değil, yok etmek için başlatılmak isteniyor, uyan!

Liberal büyücü ve kâhinlerinin söyledikleri demokrasinin tümü yalan! Hepsi efsun, hepsi büyü, uyan!

Türkü/Kürde, Arabı/Aceme, Şii’yi/Sünni’ye, sağcıyı/solcuya, laiki/ İslamcıya kırdırma siyaseti düşmanın bir oyunu, Uyan!

Kalk ve tükür asrın maskeli vicdanına… Tükür medeniyet denilen tek dişi kalmış canavara… Sözün namusu adına, insanlık vicdanı adına, kirletilen namuslar adına tükür!

Sonrada Yusuf’un rüyana dön! Hem de coşku ve heyecanla dön!

Eğer gençlik rüyasının ne olduğunu unuttuysan, Yusuf’tan sor! Onun hayatı da, rüyası da sensin!

Her tür yalanı, dolanı, entrikayı kuyu dibinde bırakan Yusuf, nasıl saraya, oradan da erdemin, dürüstlüğün, sözün, namusun, yiğitliğin, mertliğin zirvelerine çıktıysa, sende bu zirvelere çık!

Yeter ki gömleğini arkandan çeken bir Züleyha olmasın!

Mahmut AKYOL

ALLAH’TAN BAŞKA KİMSE GAYBI BİLMEZ!

logo5

ALLAH’TAN BAŞKA KİMSE GAYBI BİLMEZ!

İnsanoğlu Gaybı bilebilir mi?

Hemen söyleyelim hayır!

Peki, bu insan; “ben bilirim, bana yazdırılıyor, ben bilgi alıyorum, bana Gayıptan bilgi geliyor ” derse?

Hemen söyleyelim!

Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü insanın kazandıkları kesbidir.

Aklıma şu sorular geliyor:

  • Acaba kendilerini kutup, gavs, gavsı azam ve bilgelik makamlarında görenler görevlerini niçin yapmıyor ve niçin tasarruflarını kullanmıyorlar da, ümmeti acılar içinde ve açlığın pençesinde inletiyorlar?
  • Yoksa bu kimseler Yahudilerde olduğu gibi kendilerini seçilmişler sınıfında mı görüyorlar?
  • Yoksa bu kimseler Hintliler de olduğu gibi kendilerini kast sisteminde mi görüyorlar?
  • Yoksa bu kimseler Allah’a yardım mı (!) ediyorlar?
  • Yoksa bunlar Ümmete yardım için ahireti mi(!) bekliyorlar?
  • Kaldı ki Allah’ın böyle seçilmiş bir sınıfı, tayfası ve kişisi yoktur.
  • Şayet olmuş olsaydı bu tevhide aykırı olur, İslam’a ters düşer, bu dinin afyon yüzü olurdu. Kaldı ki Allah Peygamberlerine apaçık uyarıcı olmaktan başka bir iş vermemişken, bu kimseler; bu görevi kimden ve ne adına almışlardır?
  • Peygamberlerin ölmeleriyle birlikte görevleri son buluyorken, acaba bu kimseler öldükleri halde hala görevleri neden bitmiyor, tekrar tekrar dünyaya geri geliyorlar?
  • Aslında bunlar Şamanizm’den kalan bir alışkanlıktan başka bir şey değildir.
  • Gördüğüm o ki, atalar ruhuna sığınma hala devam ediyor!

Gayb, Kuran’da geçen bir kavramdır. Ve şöyle denilir:

Söyle onlara: Göklerde ve yerde Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.  Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.” Neml 65

Hal böyle olmasına rağmen insanlar, diğer insanlar üzerinde neden bir otorite ve bir hegemonya kurmak isterler!

Geçmişe dönecek olursak, sorunun cevabı karşımıza çıkar.

Firavunlar güçlerini kâhinlerden, falcılardan ve cincilerden alırdı. Onlar Firavunlara yalan söyledikçe, Firavunlar onlara emsalsiz hediyeler verirlerdi. Çünkü onlar Firavun’un siyasi otoritesini güçlü kılmak uğruna ellerinden geleni yaparlardı.

Kâhinlik, cincilik ve falcılık bugün de aynı güncelliklerini korumaktadırlar. Bu yol hala birileri için geçim kaynağı olmaya devam ediyor.

Hayrete şayandır ki bu kavramların kaynağı İsrail oğullarına dayanır. Hz. Peygambere de büyü yapmaya çalışanlar ve bu yolla O’nu öldürmek isteyenler yine Yahudi kökenli kimselerdir.

Aslında kimse sonunun nereye varacağını bilemezken ve Allah; “Gaybı benden başka kimse bilemez” derken; kâhinler, falcılar ve cinciler “biz biliriz” demeleri, Kâfirlikten başka bir şey değildir.

Yazık ki, Müslümanlar arasında bu yapılar hala revaçtadır…

De ki: Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.” Yunus 20

Göklerin ve yerin sırlarını Allah bilir. Bütün iş ve oluş O’nun ile olup biter. Yalnız O’na ibadet et ve O’na dayan. Rabbin yapıp ettiklerinizden asla habersiz değildir.” Hud 123

Gaybı Peygamberler dahi bilmezler:

Ben size “Allah’ın hazineleri benim yanımdadır” demiyorum. Ne Gaybı bilirim, ne de “Ben bir meleğim” diyorum. O sizin aşağıladıklarınıza, ”Allah onlara hiçbir hayır vermemiş” diye hele hiç diyemem. Çünkü içlerindekini en iyi bilen Allah’tır. Aksi halde haksızlık etmiş olurum” dedi.” Hud 31

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır.” Enam 59

De ki: Eğer ben Gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanacak bir halk için uyarıcı ve müjdeleyiciyim” Araf 188

Gaybı cinler de bilmez!

Cinler Gaybı bilselerdi, zelil edici azap içinde kalmazlardı.” Sebe 14

Ayet şöyle açılanabilir:

Süleyman’ın dayandığı asa onun devlet ve saltanatıydı. Asayı kemiren kurtta oğlunun idaresizliği ve zaafıydı. Cinler de Süleyman’ın egemenliği altına aldığı isyancı kabilelerdi. (Ömer Rıza Doğrul)

Süleyman’ın ölümünden sonra oğlu zevke ve sefahate dalarak imparatorluğu içten içe çürüttü.

Sonunda egemenlik altına aldığı Babil(cin), Sebe(Karınca), Mısır(İnek), Hitit(kuş) ve Fenikeliler (rüzgâr) bir bir isyan etti. İmparatorluk böylece dağılıp gitti…

Demek ki bir devlet veya uygarlık kendi “içerisinden” çökmedikçe, dışarıdan çökertilemez! Dış darbe sadece içten çürümüş bastona sadece bir dokunuştur.

Başka bir açıdan Gayb şöyle okunmalıdır:

  • Hakkında bilgi sahibi olunsa bile künhüne vakıf olunamayan, insan için daima Gayb olarak kalacak olan konulardır. “Allah ve Ahiret günü, haşr, mahşer, cennet, cehennem, kıyametin vakti” gibi konular…

Yani Gayb, Allah’a ve Ahiret Gününe kalpten, içten, derûni dilden ve canı gönülden iman etmek olarak anlaşılmalıdır. İman, hasbiliktir ve yalnız başına yapılan şeydir. İman, özgürlüğün adıdır. İman, yaşam biçimidir.

İman ve ibadetin her ikisi de hayatın içinde olan şeylerdir. Onları mabetlerde ararsanız, bulamazsınız. Bulduklarınız da dinin ve ibadetin afyon yüzüdür.

Allah’a ve Ahiret gününe iman konuları, dünya ile ilişkisi kesilmiş şeyler değildir. Yakınlaştırmak için yapılan tasvirlerin hemen hepsi, dünyadaki bilinenlerden seçilmiş olan şeylerdir.

Mesela, Allah’ın nurunun misali; bir kovuğun içinden yayılan ışığa benzetilir. Allah’a kavuşmak isteyenlerin iyilik, güzellik, doğruluk için çalışmalarından söz edilir.

Mesela altlarından ırmaklar akan, serin gölgelikler ve pınar başlarındaki cennetlerden, alev alev yanan, çalı çırpı gibi her yana kıvılcımlar saçan, kıpkırmızı kesilmiş cehennem gibi tasvirler yapılarak anlatılanların hepsi dünyadaki bilinenlerdir.

Bunlar bize dünya ve Ahiret’ in birbirinden ayrı bambaşka iki âlem olduğu değil, biri diğerinin devamı ve zorunlu sonucu olduğunu gösterir. Geceden sonra gündüzün, kıştan sonra baharın gelmesi gibi dünya ve ahiret de birbirinin içinden çıkarak gelecektir.

  • Hakkında bilgi sahibi oldukça Gayb olmaktan çıkan “Kıssalar, melek, şeytan, cin ve ruh” gibi konulardır. Bunlar bilimsel metotlarla açıklanmaları mümkün olup bilginin konusu olan şeylerdir.

Kuran’da çok sık kullanılan göklerin ve yerin Gaybı, yeryüzünde ve göklerde olup biten bilinmezlikleri, yerin derinliklerinde, suların altında, ormanların içinde, uzayın derinliklerinde vs. olup bitenler ne ise, onları o şekilde bilen Allah’tır. Amenna…

Fakat bunları bir de Allah’ın razı olduğu, kendilerine ilim verilenler, bu konuların uzmanı olanlar, derinine dalanlar, bilgi ve belge sahibi olanlar bilir denilmektedir.

Kuran’da Elçi (resul) her yerde peygamber anlamında kullanılmaz. Kur’an’da ulema sanıldığının aksine dinî ilimlerle uğraşanlar demek değil, esasında tarih, hayat, tabiat ve insan ilimleriyle uğraşanlardır.

Din, bu ilim sahiplerinin konusu olduğu sürece ilim olur. Aksi halde bunlardan koparak yapılan dini ilimler cincilik, falcılık, kehanet olur.

Yeryüzünü gezin, eski kavimlerin kalıntıları hala yol kenarlarında duruyor, onlara bakın, onlar size çok şey söyleyecektir.

Tabii ki onları görecek göz, duyacak kulak lazım. Arkeoloji, antropoloji bilmek gerekir.

Sonuç:

İnsanoğlu daima toprak olup gitmekten, yalnızlıktan, aç kalmaktan ve ölmekten her zaman korkmuştur.

Ayrıca İnsanoğlu hayatı boyunca geleceğinden endişe duyar. Çünkü bu konular, insanoğlu için Gaybı konulardır. Fıtratı gereği insanoğlu görünmez şeylerden, karanlık işlerden her zaman korkmuştur.

Eğer insanoğlu, Allah’a ve Ahiret Günü’ne gerçekten iman etmiş olursa, bu derece korkmasına ve endişe duymasına gerek olmaz.

Mesela Sümeyye Hatun ve eşi Habbab şehit edilirlerken, Hz. Peygamber’e: “Üzülme Ey Muhammet, biz cenneti görüyoruz” demişlerdi…

Eğer insanın gözünde bir şeyler küçülür, bastığı toprak titrer ve üstündeki arş sallanırsa bu, insanın Allah’a tam olarak inanmasından ve güvenmesindendir.

Mahmut AKYOL