KUR’AN’NIN ANAHTAR KAVRAMI: BESMELE…
Kur’an’ı Kerimde, “Tevbe Suresi” hariç her surenin başında besmele bulunur.
“Sevgi ve Merhameti Sonsuz Allah’ın Adıyla” …
Kur’an’da değişik şekillerde yüzlerce kere tekrarlanmıştır. Fakat Müslümanlar tarafından çokça tekrarlanmasına rağmen az anlaşılmıştır.
Acaba besmele ile anlatılmak istenen nedir?
Gerçek hayat dini İslam’da her işe “besmele” ile başlamak, sevgi ve merhamet ile yaklaşmak neden bu kadar önemlidir?
Eğer Müslümanlar besmeleyi bir “sır, tılsım, büyü, sihir” gibi anlamamış olsalardı, Allah’ın kendisine neden sevgi ve merhameti kendisine farz kıldığını daha iyi anlayacaklardı.
Sor: “Göklerde ve yerde olan (ne varsa) kimindir?” Cevap ver: “Sevgi ve merhameti (Rahmeti) kendine farz kılmış olan Allah’ındır.” (6/12)
“Biz seni tüm insanlığa (alemlere) yalnızca sevgi ve merhamet (Rahmet) için gönderdik.” (21/107
Yani besmeleyle, “Ey insanlar Peygamber; nasıl sevgi ve merhameti yaymak için görevlendirildiyse, sizde onun sünnetini takip edin, sevgi ve merhamet üzere hayatı, iyiyi, güzeli, doğruyu, adaleti sevin, her şeye merhametle yaklaşın ve yaşayın! Yalnız zalimi sevmeyin, zulmü alkışlamayın!” Denilmek istenmektedir…
İslam, bir toplumda yer eden, dine de ters düşmeyen “örf, adet ve geleneklerine” dokunmamıştır. Hatta onları bünyesine almış ve harmanlamıştır. Değiştirmeyi düşündüğü taraflar, dine ters düşenler olmuştur.
Mesela Türk Kültüründe yer eden bir “besmelesiz” kavramı vardır. Bu söz genellikle azgın, ipe/sapa gelmez çocukları nitelemek için kullanılır.
Besmelenin içeriği neydi? “Sevgi ve merhameti Sonsuz Allah’ın adıyla”… Besmeleyle bakmak, başlamak ve yapmak…
Acaba besmelesiz sözünün oluşumunda toplumun, ailenin bir payı, ilgi ve alakası var mıdır, ne kadar vardır?
Bence vardır…
Eğer toplum Sevgi ve merhametle birbirine bakmış olsaydı, aileler aynı şekilde sevgi ve merhamet içinde birbirine dayanmış olsalardı, bazı şeylerin ters gitmesine engel olurlardı.
İlk bakışta bu görüşüme karşı çıkanlar olacaktır. Fakat kendilerini sorgulayanlar, toplumun içinde bulunduğunu gözleyenler bana hak vereceklerdir. Çünkü fıtrata (yaratış kanunu) ters hayat sürenler, mutlaka bedel öderler. Bu ilahi bir adalettir.
Mesela bir çocuk azgın, sapkın, yalancı, hırsız, hayırsız ise kusuru Molla Fenari gibi kendinde aramalıdır. Sulanmayan, bakımı yapılmayan ağacın kurumasını ağaca, gübresi atılmayan toprağın verimsizliğini tohuma yüklenmemelidir. Erzurumlu İbrahim Hakkı “Marifet Name” de bu konuları uzun uzun anlatır… Yine Mukaddimede ki tespitler tekrar, tekrar okunmalıdır.
- Besmele ile başlanmayan her iş noksandır. (Beyhaki),
- Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan bu eve girmez. (Tibyan),
- Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allah Teâlâ Cehennemden çıkarır. (Tergibussalat),
- Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır. (Deylemi),
- Besmele ile işe başlayanın günahları af olur. (İ. Rafii),
- Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, sofra kalkmadan günahları af olur. (Taberani),
- Besmele ile yenen yemek bereketli olur. (İbn Mac’e) vs…
Bu hadislerde geçen besmeleye “tılsım, sihir, büyü” gibi akıl almaz şeyler yüklenmiştir. Besmelenin telaffuz edilmesinin her şeye yeteceğine, bütün kapıları açacağına, kötülükleri def edeceğine, günahları silip süpüreceğine inanılmıştır.
Oysaki Dinimizde böyle bir besmele yoktur.
Müslümanlar ile Yahudiler ritüel anlayışları bakımından birbirlerine benzerler. Hatim okumak, salavat getirmek, dini kıyafetler giymek, takke örtmek, gül yağı kokusu sürmek, besmele çekmek, Mehdi, Mesih beklemek gibi…
Yahudi din adamları Babil sürgününden sonra “YHVH” (Yahova/Allah) ismi tapınakların dışında kimsenin söylenmesine izin vermediler. Çünkü bu dört sessiz harften oluşan isim, sır ve büyü doluydu ve herkesin anlaması imkansızdı.
“Kâhinler İsrail halkını “YHVH” ismimi anarak kutsayacaklar, ben de onları kutsayacağım.” (Sayılar 6/22–27).
İsmi kutsamak demek, zikir yapmaktı. Yahudilikteki zikir yapma Efsanesi şöyle gelişti:
Hz. Davut kendi tapınağının temelini kazarken deniz birden taştı ve etrafı su tehdit etmeye başladı. Bunun üzerine Davut kırık bir çömlek parçası üzerine “YHVH” ismini yazarak denize attı. Bu hal üzere deniz sakinleşir.
Tılsım, efsun, muska denilen şeylerin kökü buralara kadar gider.
Bizde sıkça başvurulan define vb. gizli şeyleri bulmak, kapalı yerleri açmak, bulaşıcı hastalıkların tesirini önlemek, insanların ve hayvanların kötülüklerinden korumak anlayışının kökleri, her ne kadar İsrailiyat olsa da, “Şamanizm“ in de büyük rolü olmuştur.
Şamanizm ve İsrailiyat bu ülkede derinden akan nehirler gibidir. Eğer İslam’ın içinde ki bulanıklığın/karışıklığın boyutlarını görmek istersiniz, dipten akan bu nehirleri yüzeye çıkarmasını sağlayacaksınız. Eğer Dini berraklaştırmak isterseniz, bu nehirleri kurutacaksınız.
Kuran’da “Rahmet” kelimesinin geçtiği yerlere “sevgi ve merhamet” kavramlarını koyarak okuyun. Karşınıza “çok seven” anlamına gelen “Vedud” kelimesi çıkacaktır.
Yani işin başı da, sonu da ‘Vedud’ dur. Yani buzları eriten, sert kayaları çatlatan, kapanmış kapıları aralayan, düşmanlıkları yok eden, gönüllere giren, yürekleri fetheden Kuran’ın anahtarı, “Sevgi ve Merhamet” dir…
Eğer evinize şeytanla birlikte girmek istemiyorsanız, Yaşayan dinin besmelesini çekmeniz gerekir!
Yaşayan dinin besmelesinde, “Şeytan” taş attığınızda gözü kör olacak mücessem bir varlık değildir. Şeytan, insanın içindeki kötülüklerin adıdır. Her insanın bir şeytanı vardır demek, tam da budur.
Besmele burada sembolik bir hatırlatmadır.
Onun için bir insan evine girerken şu davranışta bulunmalıdır. Önce sevgi dilini kullanmalı ki, evine şeytanı (kötülük) girmesin. Eğer evinize sevgi dili kullanarak girmiyorsanız, yüz bin kere besmele de çekseniz, bir işe yaramayacaktır.
Yaşayan dinde ki besmele, bütün kapıları açar. Sadece evde değil, işyerinde, çarşıda, pazarda, okulda, arkadaş çevresinde, siyasette, bürokraside, devlet/millet ilişkisinde, insan ilişkilerinde oluşan buzları eritir, katı ilişkileri yumuşatır.
İşte bu, “Yaşayan besmele” budur.
Eğer Besmeleyi bir sır/efsun/üfürme olarak anlar, bir kâğıda yazarak suyunu içer, okuyup üfler, muska yapıp boyna asarsanız, o besmele ölüdür.
Ölü bir besmelenin hiçbir fonksiyonu yoktur.
Mahmut AKYOL

