“ALLAH’IN MÜLKÜ” VE “NİZAM-I ÂLEM” ÜLKÜSÜ
Mülk Allah’ın, o halde bu kavga niye?
Mülk Allah’ın, o halde insanoğlu neden kendini rezil eder?
“Bilgi, servet ve iktidara” kavuştuğunda neden şımarır, azgınlaşır, ortaklık taslar ve haddi aşar?
Kâfir olmaktan, küfür işlemekten, şirke düşmekten ve müşirlik olmaktan neden korkmaz? Neyine güvenir.
“Mülk Allah’ındır” gerçeğini kabul etmeyenlerin başlarına gelenleri ne çabuk unutur?
Allah’a savaş açanların kazandığı ve “Nifak/münafık” tohumları ekenlerin Abad olduğu nerede görülmüştür?
Soruları çoğaltmak gereksiz…
Bilinmelidir ki her tarih kendi çağında yazılır. Bizden öncekileri eleştirmek büyük haksızlıktır. Önemli olan, biz tarihe ne not düşeceğiz. Zaman gelir, ”sen ne yaptın” diye sorarlar.
Demem o ki, eğer insanlık Mülkün Allah’a ait olduğu düşüncesine hakkıyla iman etmiş olsaydı, haksız yere biriktirmez, fazlalıklarından kurtulurdu. Ama ne gezer… İnsan mülkü görünce hayata niçin gönderildiğini unuttu. Kur’an mülk biriktirmenin, kenz yapmanın doğurduğu sıkıntıları anlatsa da insan, yanlış yapmaya devam etti. Kur’an, başkasına ait olanı zimmetine geçirme dese de insan, kul hakkı yemeyi sürdürdü.
Bir Müslümanın bir Müslümana en güzel iyiliği, “Karz-ı Hasen” olması gerekirken, Kur’an’ın bu kavramı adete gündemden kalktı. Artık insan; Allah’ın müdahalesi olmadan hayatına devam etmek istiyor. Allah ve yarattıkları şahittir ki, insanlık yanılıyor! Unutulmasın ki Allah, emanet ettiklerinin hesabını günü geldiğinde soracaktır.
İnsanla ilgili her işin altında mülk olgusu yatıyor. Bu gerçeği göremeye engel bağnazlık, Müslümanları hayatın dışına itmiş ve Müslümanlar başkalarının peşinde sürüklenerek itibar kaybetmiştir.
Görüldüğü gibi, her kötülüğün kaynağında açlık ve şehvet (hırs) yatıyor. Kötülüğün ortadan kalkması, bu iki kaynağın kurutulmasıyla mümkündür. Fakat dünyanın ekonomik bakımdan güçlü ülkeleri, varlıklarını açlık ve şehvet üzerine kurmuşlardır. Halbuki Kur’an, insan/mülk ilişkilerini düzenlemek için gönderilmiş, bunun içinde “Adalet Mülkün Temelidir” denilmiştir.
Bunun için Allah’ın dünya hayatında insanların önüne koyduğu hedef, “Dar-us Selam” dır. (Yunus/25)
Demek istenir ki:
“Ey insanlar kimsenin hakkını yemeyin, savaşların, katliamların, kıyımların, işgallerin, baskı, zulüm ve zorbalığın içinde yer almayın! Bu kötülüklere taraf olmayın ve bu kötülükleri ortadan kaldırmak için el birlik çaba gösterin! Farklı görüşlerinize, farklı mezhebinize, farklı düşüncelerinize, farklı etnik kökeninize rağmen bir arada yaşamasını bilin! İnsanın en temel hakkı olan “Yaşama Hakkını” ortadan kaldırmayın!”
Bu emirle, Allah insanları doğruluk/dürüstlük yolunda yürümeye, güzel ahlak sahibi olmaya, dünyayı kana bulayan zalimlere inat bir “Adalet ve Barış” yurdu kurmaya çağırmıştır. Gelin görün ki bu İlahi emri, günümüzün Firavunları ezip geçmiştir. Fakat imanım gibi eminim ki, bu Nemrutların kurdukları tuzakları başlarına geçecektir.
Ahlak ve terbiyeden yoksun kalmış insanlık, Allah’ın mülküne hiçbir ölçü tanımadan saldırmakta, hiçbir meşruiyet aramadan gasp etmekte, kötülüğü elinden geldiğince azdırmakta, mazluma hakkını vermemekte ve elinde/avucunda ne varsa yağmalamaktadır!
İşte Allah’ın insanlık için ortaya koyduğu bu insanlık dışı davranışları tasfiye için bir hedef koymuştur. “Nizam-ı Âlem” ülküsü budur. Bu ülkü iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışmaktır.
Şimdi sormak gerekiyor:
- Neden Kur’an sosyal hayatı dengeye çekmek için hep maldan, eşitlikten bahsediyor, döne/döne bu konuyu ele alıyor?
- Neden Kuran, insan/mülk ilişkisini düzenlemek için geldiğini söylüyor?
- Neden Kuran vermekten, hep insan özgürlüğünden söz ediyor?
- Neden Kur’an hep açların, yoksulların yetimlerin ve muhtaçların yanında durun diyor?
Çünkü tarih boyu, aç insanların gösterdiği refleks karşısında hiç bir güç duramamıştır. Açlık insanlığın hep sonu olmuştur. İnsanlığın kıyameti hep buradan kopmuştur. Nice imparatorluklar, aç ve sefil insanların kahredici darbeleri altında ezilmiştir.
Demek ki dinde anlatılmak istenen sosyal hayatın dengede tutulması bunun içindir. Dünyada yaşarken ötekini düşünmek budur. Eğer ilham alınacak ve çağın aklına İslam söyletilecekse, Kur’an’a bu açıdan bakmalıdırlar! Önce insanlık Mamon’ un (para) ve mülkiyetin (kapitalizm) esir olmaktan kurtarılmalıdır.
Hz. Peygamberin söylediği şu söz oldukça manidardır. “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır”. Bu söze insan, sırtını dönüp gidemez. Giderse bedelini çok ağır öder.
Çünkü son Peygamber Hz. Muhammed’in gönderilişi, insanlara bunu hatırlatmak içindir. Yoksa O, sihirbazlık ve büyücülük yapsınlar diye gönderilmemiştir. Hz. Peygambere Allah “oku” derken, ne için ve ne adına okuması gerektiği söylenmişti, O da söylenildiği şekildi okumuştu:
“Yaratan Rabbinin adıyla oku! Kitap yüklü merkep olmak için değil, anlamak, yaşamak, anlatmak ve yaşatmak için, iyilikleri çoğaltmak, kötülükleri azaltmak için oku” dedi.
Hz. Peygamber hayatı, sorunları, çözümleri, kendini ve kainatı bu şekilde okudu. Kuran, “Fatiha” suresinden “Nas” suresine kadar, her ayetiyle insan sorunlarını çözmek için gelmişti. Buna göre Kur’an böyle okunmalı ve Peygamber böyle anlaşılmalıdır.
O zaman görülecektir ki Peygamberin idrarı değil, idraki günümüzde şifadır. Onu şerefli kılan kanı değil, yoludur. O yolun trafik levhası Kur’an’dır. Kıymetli olan burnundan akan sümüğü değil, yaşadığı ahlakıdır.
Eğer İslam âlemi, Allah’ın sevgi ve merhametini görmek ve bu doğrultuda son Peygamberi tanımak isterse, doyurduğu fakirin, başını okşadığı yetimin, özgürlüğüne kavuşturduğu kölenin sevincine baksın! Savaşları sonlandırarak gözyaşlarını dindirsin! Ancak o zaman yüreğindeki heyecanı, sevinci ve coşkuyu duyacak ve ancak o zaman yatağında rahat yatacaktır.
Ancak o zaman Allah’ın varlığına, birliğine, bölünmez bütünlüğüne güçlü şekilde inanmış, güçlü, kardeş ve korkusuz olacaktır. Değilse ot gibi gelip, ot gibi gidecektir…
Mahmut AKYOL

