BATI ZİHNİYETİ İNSANLIĞI YOK ETMEYE ENDEKSLİDİR!
Önceki yazıda, insan beyninin düşünme, algılama, muhakeme etme, duygu ve davranışlarla ilgili süreçlerin odak yeri “zihin”, toplumda oluşan görüş ve inanışlar etkisiyle beliren prensip, şekil, kural, ölçü, değer, hüküm, tercih, düşünce yolu ve davranış biçimine de “zihniyet” denmişti.
Birbiri içine geçmiş bu kavramları basit bir örekle açıklayalım.
Diyelim ki bir üretici, ürettiği çürük ve bozuk bir malı, tüketiciye sunmuş olsun. Eğer tüketici; “Ne olacak zihniyet bozuk!”, “kimsede iş ahlakı kalmamış!” diyorsa orada bereket, huzur yok demektir. Çünkü orada birileri birilerine karşı sürekli yalan söylüyor ve sürekli aldatıyor demektir.
Demem o ki meydana konulan, yapılan, üretilen bir iş, eğitim ve bilim bir zihniyet sonucu olur. Eğer zihniyet bozuk ve temelsizse, bu sayılanlarda bozuk ve temelsizdir.
Zihniyet, toplumları davranışlar yoluyla etkiler. Zihniyet, yön verici ve güçlü bir olgudur. Bu cümlede gösteriyor ki zihniyet bilgi değil, bir bilinçtir. Kültür, gelenek ve ahlaki değerlerin içinde varlığını sürdüren Zihniyet, bir kereliğine yaşanıp yok olan şey değil, yeni sürümlerle tekrar tekrar yaşanan helezonik düşünce biçimidir.
Zihniyet başlıca iki kategoride ele alınmıştır.
- AKILCI ZİHNİYET:
Batı Toplumlarının dayandığı kültür ve zihniyet olgusu akılcılıktır. Batı kendini hep bu eğilim içinde görmüştür. Hâlbuki Batı aklını, “Vahiyle” test edebilmiş olsaydı, aklın her zaman mutlak doğruyu göstermediğini görürdü.
Batı akılcılığının haksız olduğu taraf sadece bundan ibaret değildir. Batı, insanlığın ortak aklı sonucu oluşan gelişmelere hep “ben yaptım, ben ettim” diyerek hırsızlamasına sahip çıkmıştır.
Batı, zihniyetini her ne kadar Aristo mantığı ve “Grek” düşüncesine dayandırsa da eğer, Türk, Arap, Acem ve Endülüs Kültür ve Medeniyetinin dünyaya katmış olduğu değerler olmasaydı, bu şımarık tutumu bugün olmayacaktı.
Çünkü Batı Kapitalist duygular, dünyaya acı ve gözyaşından başka bir şey vermemiştir. Batı o kadar bencilliğin esiri olmuştur ki, aklını dahi İlah görmüş, Yetmemiş kendini ilahlaştırmış, yetmemiş, insanı Tanrı ile kavga ettirmiştir. İnsani hiçbir değerin arkasında durmayan Batı, dünyaya şaşı ve kör bakmıştır.
Bu yaklaşım tarzı siyasi ve ideolojiktir. Bunun sebebi, Batının kendini üstün görmesi, ırkçı ve şizofrenik çabasıdır. Bu çabalar sonunda Batı kendini uygar, medeni, bilim/teknoloji merkezi, aydınlanma, demokrasi, insan hakları beşiği (!) görmüştür.
Yazık ki Osmanlı aydını burada yanılmıştır. Tanzimat’la birlikte gelen Batı hayranlığı, Devletin yıkılmasına sebep olmuştur. Kendi aklına, zekâsına ve dehasına güveni kalmayınca, sadece yıkılışı seyretmiştir. Ne acıdır ki Osmanlı aydınları (!) düşmanla iş birliği yapmıştır.
Bu, Osmanlının Batı lehine uğradığı ilk zihniyet yenilgisidir.
Şimdi yeni neslin ve yeni aydınların önünde tek bir seçenek kalmıştır. “Duygu, düşünce, davranış, akıl ve değerleri ithal etmeye kalkışmadan kökleri üstüne durmaktır.” Değilse umut dolu rüyalar, her gün kâbusa dönüşecektir.
- AKILCI OLMAYAN ZİHNİYET:
Batının günümüz hâkim siyasi, sosyal ve ekonomik güçleri, kendilerinin dışında kalan diğer bütün milletleri, sosyal grup ve toplulukları, akılcı olmayan zihniyetle nitelemişlerdir. Bunu da “ilkellik, sadece biçimsel bir mantık, duygusallık ve doğaüstü kategorik yapıyla” izah etmişlerdir.
Batı kendi medeniyeti dışında kalan diğer medeniyetleri bu şekilde nitelese de, kendisinin tatmadığı ve yabancı olduğu bu medeniyetlerin zihni yapılarında ruhi bir mana vardır. O mana barış, dostluk, kardeşlik ve paylaşımdır… İşte Batı bu değerlerden zihniyeti gereği mahrum kalmıştır.
Ancak bu ruhi mana toplumdan topluma değişse de, büyük bir farklılık göstermez. Örneğin, “bir toplumda bulutlu bir havada evlenmek, ömür boyu mutsuzluk olarak algılansa da, başka bir toplumda dua ile yapılan evlilik mutluluk kaynağı sayılmıştır. Bir yerde Allah’ın elçisine serenat yapmak dinin yaşanması olurken, başka bir yerde bu mistik yapının dışına çıkılması hoş görülmemiştir.”
Bu iki kategori dışında yer alan bazı zihniyetlerde bulunmaktadır. Bunlardan iki tanesinden konumuzla yakın ilgisi sebebiyle bahsedilebilir.
- MİSTİK ZİHNİYET:
Mistik kavram, dini ve profan (dünyevi) hayatı ve varlığı duyumlar yoluyla algılama biçimidir. Mistik Zihniyette varlık, sınırlı bir yapıya sahiptir. Varlığın kavranması içten ve sezgiseldir.
Sezgi, genelde akla, nesneye ve olgulara dayanmadan duyumlar yoluyla elde edilen bir bilgi türüdür.
Mistik Zihniyette bir cisim, fiziksel varlığının ötesinde bir anlam taşır. Burada yargılar yaşantılara baskındır. Yani “tarlasından iyi hasat elde etmek isteyen biri tören yapabilir veya yağmur duasına çıkabilir.” Kimse bunu yadırgayamaz, niye böyle yapıyorsun diyemez. Çünkü zihniyet bunu gerektirir.
- SKOLASTİK ZİHNİYET:
School, (okul) terim olarak Skolastik bir otoriteye bağlı olan bilgidir. Bu anlayışa göre mutlak bir doğru vardır. Diğer bütün bilgiler bu ekseni referans almak zorundadır. Değilse doğru sayılmaz.
7 ve 15 nci yüzyıllar arası Batı’ya damgasını vuran bu zihniyetin merkezi kilisedir. Diğer bir ifadeyle Hristiyan Skolastik Zihniyetin kaynağını İncil, Azizlerin sözleri değil, Aristo felsefesidir.
Aslında Skolastik düşünce sınırlı ve dar bir düşüncedir. Burada her şey, siyah/beyazdır. Aradaki diğer renk tonları yok sayılır. Kendi dışında ki düşünceler var olsalar dahi; onların hayat hakları yoktur.
Bu sebeple Skolastik düşünce bencildir, egoist ve tahammülsüzdür. Buna; yasakçı bir düşünce akımı da denilmiştir. Batı zihniyeti tam da budur. Bizde de bu zihniyete sahip kurum ve kuruluşlar bulunmaktadır.
Bir evde bir babanın kendi sesinin dışında çıkan sesleri susturması gibi veya bir kurumda bir amirin kendi düşüncesinin dışındaki bütün düşüncelere kulak tıkaması ve bir ülkede yöneticilerin sadece kendi düşüncelerinin doğru, diğer bütün düşünce ve görüşlerin saçma sapan bulmaları gibi Batı dünyasının da diğer dünya milletlerine tahammülsüzlüğü aynı şeydir…
Mahmut AKYOL

