“ALLAH, MUHAMMED, ALİ”
Kimseyi ikna etmek gibi bir niyetim yok. Konuyla ilgili fikirlerimi kendimce cerrahi bir titizlik içinde söylemeye çalışacacağım inşaAllah.
Allah, hepimizi dünyevi ve uhrevi sorunlarımızda kullanmak üzere vermiş olduğu “akıl” nimetinden ayırmasın..!
Çeşitlilik gösteren Alevilik, “Ümmet” içinde bir topluluk, bir taraf ve bir mensubiyetciliktir.
Şeyhler, topluluğun manevi önderleridir.
Alevilik diğer Mezhep, Tarikat, Cemaatler gibi “Siyasi” bir yoldur. Onlarca irili/ufaklı devlete sahip olmuşlardır. Halen de devlet yapılar mevcuttur (Suriye gibi)…
Bu yapılar bugün Abdullah İbn Sebe torunlarından olan ABD “Derin Devleti” Pentagon/İsrail ve “Bizans” kalıntıları ”ÜMMETİ” (Türkiye, Suriye, İran, Yemen Filistin gibi ülkeleri) parçalamaya ve yıkmaya çalışmaktadırlar. İnşaAllah başaramayacaklardır. “Sünni ve Alevi Birliği” güçlü bir şekilde sürecek ve devam edecektir. Çünkü tarih ve Kader bizlerden bunu istemektedir!
Yanlış bilgi vermemek için Türkiye’de ki Alevi nüfusu konusunda bir şey söylemek istemiyorum. Ülkede ki bu topluluk Bazen iktidarın, bazen de muhalefetin yanında yer almışlardır.
İnanç ve itikat itibariyle aralarında “Hz. Ali Allah’tır” (Nisa, 4/116) ve 112/1-2-3-4 ayetleriyle konuya açıklık getirilmiş olmasına rağmen) diyenler olduğu gibi, Kur’an eksik diyenler, Kur’an değiştirildi diyenler, Kuran Batındır onu ancak (Alevi-Nusayri inancında olduğu gibi) Şıh ve Şeyhler anlar diyenler, Kuran değiştirilmemiştir ama eksiltilmiştir diyenler, Kuran hem değişmiş hem de eksiltilmiştir diyenler de vardır. Bunun gibi daha birçok inanç gruplar vardır…
Alevilikte “Mehdilik” inancı kuvvetli bir inançtır.
“Ali Bin Ebu Talip; zahirde imam, bâtında İlahtır.” konusu Abdullah İbn Sebe isimli bir Yahudi tarafından Aleviliğe eklenmiştir. Daha sonra bu görüş Alevi-Nusayriliğinin temeli olmuştur. Daha o zamanlar Yahudiler İslam’ı parçalamış, bunda da başarılı olmuşlardır.
Aslında ”Aleviliğin İslam ile bir ilgisi yok” fikri doğru değildir. Alevilik, Sünni düşünceye dayanmaktadır. Evvela şunu belirtmek gereklidir. Sünnilik bir din değil, bir mezheptir. Mezhepler Hz. Muhammed’in vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkış nedenleri de siyasidir.
Muaviye/Emevi hanedanlığının kaygıları, dinin ilkelerinden vaz geçmeleri ve mezhep kolaycılığına sığınmalarıdır.
Hâlbuki İslam anlayışı sadece Emevi Sünni saltanat ideolojisinden ibaret değildir.
“Allah, Muhammed, Ali”; Alevilikte en başta gelen bir değerdir. İslam’a bu bakış açısıyla bakmak, yadsınamayacak kadar önemlidir. Bu kavramların her birini burada anlatmaya kalkmak, yazının hacmini aşar.
Şu kadarıyla yetinelim. İslam barış, Hakka teslim olmaktır. Müslüman barışa teslim olandır. Nübüvvet ve Velayet aynı nurun yansımasıdır. Hâk Âdem de, insan-ı kâmilde tecelli etmektir. Rıza şehrini hedefleyerek cümle toplumun kemalat mertebesine ulaştırmaktır. Zaten İslam’ın özü de bunlardır.
Diğer bir açıdan Aleviliği, iki şekilde anlamalıdır. Birincisi Alev’e mensup olanlar, ikincisi Ali’ye mensup olanlar. Yine de tarafların hangi gruba mensup olduklarını anlamak için, kendilerine sormak daha doğru olacaktır.
Ali’ye mensup olanlar, İslam’ın parçası, Alev’e mensup olanları da, dinler tarihinin bir parçası olarak görmek gerekir.
Evrensel değerler açısından bakıldığında Alev’e mensup Alevilik, eski Şaman, Hıristiyan, Müslüman kültürü, Anadolu ve Asya mitolojisi karışımı sonucu ortaya çıkmış bir din olmuştur. Böylece Alev’e mensup olanların İslamiyet ile bir alakası kalmamıştır.
Fakat tek tanrılı din anlayışları, İslam’a uzak değildir. Bir yerde yollar, İslam ile kesişir. Tıpkı herkesin atasının Âdem olduğu gibi…
Ali’ye mensup olanlar ise, İslam tarihi içinde bir anlayışı temsil ettiği ve İslam’ın tarihsel tecrübesi içinde İslam’ın kalbi olması icap eder. Tıpkı Sünniliğin İslam’ın klasik aklı olması gibi…
Ali’ye mensup Alevilikte önemli olan Kâbe değil, insan gönlüdür. Kâbe yıkıldığında yapılabileceği, fakat gönül kırıldığın da yapılmayacağı ifade edilmiştir. Yani Alevilikte önemli olan namaz kılmak değil, insan gönlü kazanmaktır denilmiştir. Hatta “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz, namaz değildir” söylenmiştir. Ali’ye mensup Alevilikte sürekli kalp, gönül ve ruh vurgusu yapılmıştır.
Yazık ki Ali taraftarı aleviler, Ali’nin namaz üzerinde şehit edilmesini yanlış anlamışlardır. Hâlbuki Ali’nin, Hüseyin’in yası böyle tutulmamalıydı.
Buna karşılık Sünnilikte ritüellerin sadece sosyolojik gücünden yararlanılmıştır. Çünkü Ritüelin insan kitlelerini sürükleyen bir tarafı vardır. Sünnilik te ritüellerin sadece bu gücünden yararlanılmıştır.
Sünnilikte asıl olan iktidardır. Yani devlet, halife ve imparatorluk gücüne sahip olmaktır. Bunun için birliğe, dirliğe ve düzene ihtiyaç vardır. Namaza, hacca aşırı derece önem verilmesinin sebebi de budur. Onların taşıyıcı, toplayıcı, sürükleyici gücünü kullanmaktı, onlar da bunu yapmışlardır.
Sünnilikte ritüeller korunurken, ruh ihmal edilmiştir. Dahası, ritüellerin ruhu yok olmuştur. Buna karşılık Alevilikte ritüeller buhar olup uçmuştur. Birinin aklı, diğerinin kalbi İslam’ın fiili kaynağı olan Hz. Peygamber’de buluşamadan bölünüp gitmişlerdir.
Öyle ki, tarafların bir birlerini suçlamaları asırlar sürmüştür. Bu yersiz suçlama ve tükenme hala devam etmektedir.
Hz. Peygamber: “Kim bir kimsenin önünde sırf zengin olduğu için eğilirse, dininin yarısı gitmiş olur” derken, bu meselenin İslam’da çok anlamlı bir şey olduğunu söylemek istemiştir. Yani başkasının önünde eğilenin Müslüman izzetinin, şerefinin, namusunun ve bağımsızlığının yok olacağını söylemiştir.
Meselenin aslı bundan ibaret olmuş olmasına rağmen üzülerek söylemeyiz ki; taraflar bunu görmemektedirler..!
Kibirli olmak, yalan söylemek, haksız yere bir cana kıymak, muhteris olmak, komşusu açken tok yatmak, hakkı olmadığı bir şeyi çalmak, sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz olmak, ötekileştirmek anlayışı İslam Dininde çok önemli yer tutar.
Çünkü bu anlatılanlar, dinin kendisidir.
Eğer siz dindar bir insan ararsanız:
Namaz, oruç, hac, başörtüsü, cüppe, sakal vs. düşkün olanları değil, BUNLARIN ruhunu kaybetmeyenleri arayın. Yani iyilik, güzellik, doğruluk yolunda (sırat-ı müstakim) yürüyene takılın. Sevgi ve merhametle (rahmet) dopdolu olun, sözün namusu için yaşayana bakın. Bunlar sizi umduğunuza, kurtuluşa kavuşturacaktır.
Mahmut AKYOL

