PEYGAMBERİMİZ KUR’AN’I NASIL OKUDU?

logo5

PEYGAMBERİMİZ KUR’AN’I NASIL OKUDU?

Yedinci yüzyılda Mekke’de (ortadoğu) insanlık, yeni bir sınava çağrıldı. Amansız vahşetten kurtulmaları için Allah, sözlerin en güzeliyle donattığı Hz. Peygamber’i yolladı. Çünkü Allah bütün tebliğcilerini güç üzerinde değil, söz üzerinden gönderirdi.

Hz. Peygamber’e ilk olarak “Alak” suresi verildi.

Alak, semantik olarak “Kan Pıhtısı, toprak, nutfe, meni, cenin” gibi anlamlara gelse de, burada en anlamlı mana, “sonsuz sevgi ve merhametle yaratmak” olarak ele alınmalıdır.

Demem o ki Allah, evreni (herşeyi) sonsuz sevgi ve merhametiyle yarattı.

Peygamber, yaratılışın temelinde ki bu sevgi ve merhameti tüm insanlığa yeniden ve doğru şekilde bildirdi. Bu yoldan sapanların bedelinin “Cehennem” olacağı söylendi.

İnsan aklına şöyle sorular geliyor:

Acaba Allah, insanı varlık sahnesine neden ve niçin çıkardı?

Acaba insanı hayvandan, bitkiden, taş ve topraktan neden ve niçin ayırdı?

Acaba diğerlerini değil de, insanı neden ve niçin sorumlu tuttu? 

Bu soruların cevabı şu olsa gerek:

Madem ki Allah herşeyi sonsuz sevgi ve merhametiyle yarattı, madem ki Hz. Peygamber sevgi ve merhameti yaymak için gönderildi, o zaman insan da hayatın içinde hemcinslerine sevgi ve merhameti yaymalıydı.

İnsan hayata, doğaya, canlılara ve hemcinslerine karşı sevgi ve merhametle bakması, doğal bir yaşam sürmesi, çalmaması, yalan söylememesi, birbirini öldürmemesi, birbinine iftira atmaması gerekirdi… Ancak o şekilde bu iyilik ve güzellikler karşısında, “Cenneti” gibi bir ödüle kavuşabilirdi…

Her Peygambere olduğu gibi Hz. Peygambere de Allah, “Vahiy” gönderdi.

Katiyetle söylemeliyim ki:

İçinde yaşadığımız evreni çekip çeviren, ayakta tutan, başta insan olmak üzere herşeyi varlık sahnesine sonsuz sevgi, ilgi ve alâkayla çıkaran, insana hava, su, toprak, ısı veren; bilgi, akıl, muhakeme bahşeden ve insana kalemi kullanmayı öğreten, varlığı okumayı, anlamayı, derinliklerine nüfuz etmeyi sağlayan Allah’tır.

Buna rağmen Allah, insanları tek bir ümmet yapmadı. Eğer bütün insanlar tek bir ümmet olsaydı; o zaman, kendisine verilen seçme yeteneğini (irade) kullanmasına gerek duymazdı. Bu da Cennet ve Cehennemi anlamsızlaştırırdı.

Allah, insana verdiği meziyetlerin karşılığını görmek istemiş, fakat o çoğu kere umursamaz bir tavırsergilemiş, görmezden gelmiş, kendini bir şey zannetmiş ve aynı sevgi, ilgi ve alakayla hayata bakmamış ve Allah’a karşılık vermemiştir..!

İnsanın bu zaafı sebebiyledir ki Allah, zaman zaman Peygamberler ve kitaplarla uyarılarda bulunmuş, onu vahşet içinde boğulmaktan sevgi ve merhametiyle kurtarmıştır.

Yoksa Allah, bilinmez bir hazine değildi. O’nu tanımak için insan var edilmiş değildi. İnsanın sınavı bu değildi. Sınav sevgi, merhamet, adalet ve doğruluktu…

Bilinen hakikat şu ki:

Her canlı, bir erkek ile bir dişinin birbirine olan ilgi ve alâkasının, aşk ve sevgisinin zirveye çıktığı bir anda rahme düşüyor ve canlıların devamı bu şekilde sağlanıyor.

Yani Alah, insanı bu “oluşa” belirli bir zamandan sonra katıyor. İnsanın çektiği acı, bu varoluş sancısıdır.

Şimdi; Hz. Peygamberin yaptığı gibi bizler de kendimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi sorgulamalı, Allah’ın tarih, tabiat ve hayat vesilesiyle üzerimizdeki nimetlerini düşünmeli, O’nun sevgi ve merhametini şehrimize, ülkemize, bölgemize ve insanlığa taşımalı..!

Gaflet uykusundan uyanmalı, ayağa kalkmalı ve başka uyanışları başlatmalı..!

Ebedi mesajları yaşayarak okumalı; söze, adalete, özgürlüğe, sevgiye, merhamete, doğruluğa, kendimizden başlamalı..!

İşte Kur’an’ın ilk emirleri…

Hz. Peygamber’in “Oku” emrini aldıktan sonra ne yaptığına bakacak olursak, O; Kur’an’ı kanaatimce böyle okudu ve anladı…

Biz de Kur’an’ı böyle okumalı ve anlamalı..!

Öyle ki bu okuma, “yazılı bir metni yüzünden okuma” olmamalı..!

Okurken her bir ayetin bizlere sorumluluk yüklediğini, yükünün altında kemiklerimizin çatırdadığını hissetmeli..!

Çünkü Hz. Peygamber, okuduğu her ayette bunu hissederdi…

Mahmut AKYOL

Yer işareti koy permalink.

Yoruma kapalı.