ALLAH’IN SÖZÜ EN BÜYÜK GÜÇTÜR!

logo5

ALLAH’IN SÖZÜ EN BÜYÜK GÜÇTÜR!

Allah, insandan ilk olarak ne istedi?

La İlahe İllallah”…

Yani ey insan! Baskıcı bütün otoritelere karşı dur, Allah’ın dışında hiçbir güce boyun eğme…

Yine Allah insandan “ Vahdehü La Şerike leh”,

Yine “Lehül-Mülkü ve Lehül hamd”,

Ve hüve ala külli şeyin Kadir” demesini istedi.

Bu cümleleri bir insan canu gönülden söylerse Müslüman olur. O Zaman Müslümanın kendisine şu soruları sorması icap eder:

  1. Yeryüzünün rızık ve rızık kaynakları kişi, sınıf, zümreye mi ait,
  2. Yoksa hiçbir ayırım gözetmeksizin Allah kullarına eşit şekilde mi paylaştırmıştır?

Bu soruların cevabı bulunmadan yeryüzünde açlık çeken milyonlarca insanın hali anlaşılmayacaktır. Eğer ikna edici bir cevap bulunmazsa, dünya aç ve yoksul insanların kahredici darbeleri altında ezilmeye mahkûm olacaktır! “Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar.” Sözü tahakkuk etmiş olacaktır. Bu İlahi bir kanundur.

Demek ki “La İlahe İllallah” ve “Lehül Mülk” adaleti ikame eden, tevhidi diken, şirki mahkûm eden kavram cümlelerdir.

Demem o ki, “bilgi (Haman), iktidar (Firavun) ve servet (Karun) elinde dönüp durdukça, “tevhid” anlaşılmayacak ve “şirk” çoğalmaya devam edecektir.

Allah, hayatın kanunlarına uyulması halinde insanı “Şerefli”, değilse “Esfele Safilin” yapacağını söylemiştir.

Buradan bütün insanlığa verilen mesaj şudur:

Ey insanlar! Şirke düşmeyin, tevhitten ayrılmayın, Mülk ilişkilerinizi adalet içinde çözün, tapınağa mahkûm ettiğiniz dininizi ve ölülere okuduğunuz kitabınızı hayatın içine, meydanın ortasına ve sokaklara taşıyın! Aksi halde Allah sizi “aşağılık maymunlara ve domuzlara” benzetir.

Bu mecaz kavramlar, “hırsın, aç gözlülüğün ve pisliğin” sembol figürleridir. Bu varlıkları Allah, Yahudiler için Kur’an’da kullanmış olsa da, hedefte bütün insanlık vardır. Burada denilmektedir ki, “Sakın sizlerde Yahudiler gibi “hırsın, aç gözlülüğün, pisliğin, kibir ve kin” içinde yaşayarak dünyanın dengesini bozmayın…”

Allah insanı yeryüzünün “sulhu/salahı” için düşünmeye/üretmeye çağırır. Düşünmeden inanmanın İslam’da yeri yoktur. Düşünmek aynı zamanda duyguları besleyen lezzetli bir gıdadır. Düşünmek için akıl gereklidir. Bunun için de Aşk ile akıl birlikte olmalıdır. Düşünmek farzdır.

Yazık ki Müslümanlar, farzı terk ettiklerinin hala farkında değildirler. “Ne olacak bu insanlığın hali, bu kız çocukları hangi günahlarından dolayı ölüyor, insanlık cinnet nöbetleri niçin geçiriyor, hapishaneler, hastaneler niçin tıka basa, gelir dağılımındaki makas giderek niçin açılıyor?” Gibi soruları rahatım kaçar diye kendine artık sormaktan kaçıyor!

Bu paragftan da anlaşılıyor ki, insanlık (Müslümanlar dâhil) bir fetret dönemi yaşıyor. Müslümanlar Mekke Dönemi başlarına dönmüş durumda, bir bocalama içinde yaşıyorlar. Şaşkınlık o boyuttaki, Suudi Arabistan’a giden Türk yetkililere Suudiler Kur’an’dan ayetler okuyor, aynı Suudiler ABD Başkanının ayakları altına 350 milyar doları saçmaktan kaçınmıyor! Hâlbuki bu parayla insanlığın açlığına/susuzluğuna son verilebilir ve dünya için büyük bir iyilik yapılmış olur.

Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir!

ABD, “İslam “NATO” gücü kurmak suretiyle Orta Doğuya oturma planları yaparken, Rusya Suriye üzerinden payını alma çabasında… Kraliçe ve Papa Müslümanların kanlarıyla beslenmesini sürdürürken, Türkiye “FETO, DAİŞ, PKK ve uzantılarının” peşinde koşturup duruyor… Sizce de bu bir oyun değil mi? Bu oyunu halka anlatmanın diplomatik dili yoktur!!

Eğer bizler Kur’an’ı Kerimi Peygamber’in okuduğu gibi okur, anladığı gibi anlamaya çalışırsak, telaş etmeyin galip gelen biz oluruz…

Demem o ki Müslümanlar bugün “La İlahe İllallah” ve   “Lehül Mülk” sorunu yaşıyor!

Demem o ki Müslümanlar bugün Bilgi, İktidar ve Servet dağılımı sorunu yaşıyor.

Müslümanların önünde bu sorunlar büyük bir engel olarak duruyor. Hala ortak bir “akıl” kullanmaktan uzağız. Baskı, otorite ve hegemonya Müslümanların elini/kolunu bağlıyor, rahat bir nefes almalarını engelliyor, Bundan dolayı Müslümanların sorunları bir türlü bitmiyor, zulme galip gelemiyor.

Bir kere daha söylemek istiyorum:

Hz. Peygamber, “din” savaşı yapmadı. Cadı avına çıkmadı. O, hayatın içinde olması gerekenleri yerli yerine koymanın mücadelesini verdi. Bozulan “Adalet” terazisini tamir etmek için geldi. Bu sebeple Kur’an’ı Kerim yukarıda ifade edildiği şekilde okunursa, hem dinin ve hem de Hz. Peygamberin anlaşılması kolaylaşacak ve insan insanca yaşayacaktır.

İslam’ın savaşı bundan ibarettir.

Allah, din anlaşılsın diye kolay kıldı. Dini birçok kere şiar (slogan) ve “sembol” kavramlarla anlattı. Mesela “Kelime-i Tevhid”, “Ezan”,  “Namaz”, “Oruç”, “Hac” bunlardan bazıları… Din, canlı tutulsun diye bunlar sürekli tekrar edildi… İslam’ın birliği sağlanmaya çalışıldı.

Özetleyecek olursak, dinin sahibi Allah’tır. Kur’an Allah’ın sözüdür. Din, vahiyle indirilmiştir. Vahyin teorik kaynağı Kur’an, pratik kaynağı Peygamberdir. Din, aklı olmayan için bir mana ifade etmez. Akıl, hem din için ve hem dünya için gereklidir. Yeryüzünde dinsiz bir millet olmadığı gibi, akılsız bir din de yoktur.

Şeytan, insan içindeki kötü dürtülerin sembol adıdır. Şeytanın aslı ateştir. O da öfke, şehvet, ihtirastır. İnsana verilen akıl, bu ateşi kontrol içindir.

İnsan, aklı sayesinde bir arayış içine girer. Bu arayış sırasında karşısına “haram/helal” çıkar. Akıl burada çaresizdir. Yani insanın elinin uzandığı her şey,  “Bu benimdir”  diyemez. Dinin bu alanı sosyal denge için son derece önemlidir/gereklidir.

Bugün yaşanılan “Sosyal” kıyametin, kin ve nefretin, bitmek bilmez ihtirasın sebebi bu ihlallerdir.

Hz. Peygamber dâhil Bütün peygamberlerin elindeki güç, Allah’ın sözüdür. Hiçbir Peygamber tebliğ metodu olarak başka güç kullanmamıştır.

Sözüm anlayana…

Mahmut AKYOL

 

 

Yer işareti koy permalink.

Yoruma kapalı.