KAPİTALİZMİN İÇİNE DÜŞEN GENÇLİK, SOSYAL KIYAMET VE YERYÜZÜNÜN ŞEYTANI…

logo5

KAPİTALİZMİN İÇİNE DÜŞEN GENÇLİK, SOSYAL KIYAMET VE YERYÜZÜNÜN ŞEYTANI…

Kerim ve adil olan bir devlet, bizi ancak bu başlık atındaki belalardan kurtarabilir.

Yok, böyle gitmeye devam ederse, yaralarımız kangren olmaya devam edecektir.

Özgürlük ve bağımsızlık’ kimsenin kimseye verdiği bir lütuf değildir! Bunları elde etmek için ter ve kan dökmek gerekir!

Eğer bu devletin elinde bencil, egoist, hayatı kavramayan, dostunu/düşmanını bilmeyen, alkol, sigara, uyuşturucu müptelası bir gençlik varsa, o milletin iflahı zordur…

Bu itibarla bu milletin, hayatı okuyan bir gençliği, tarih, vatan ve Bayrak’ın ne anlama geldiğinden haberi yoksa o milletin ömrü kısa, sonu vahim olur!

Ey millet evladı!

Bu yorumlardan mündemiç, o milletin aile yapısı çözülüyor!

Dahası milletin aile yapısında boşanmalar artıyor, sığınma evleri yaygınlaşıyor, baş tacı yaşlılar evlere sığmıyor, kadınları sokak ortasında öldürülürken, etrafındaki insanlar sadece seyrediyor demektir!

Bu milletin ahlaki değerleri her geçen gün eriyor!

***

İçe dönük bakıyoruz ki, iktidar/muhalefet bir arada olamıyor. Bir birine karşı öfke dolu… Öfke, sokağa taşıyor. İnsanlar kendi ideolojisinden olmayanı ötekileştiriyor.

Halbuki herkes eteğindeki taşı bir dökebilse, aynı toprak üzerinde yaşadığının, aynı havayı teneffüs ettiğinin, aynı kaderi paylaştığının bilincinde bir olsa, ecdat mirasına ihanet etmeyecek…

Ama nafile…

Bölünmüş yollar yarış pisti, haberler cinayet, hırsızlık, kaza ve yangın haberleriyle dolu… Bir tehlikenin ayak sesleri çok uzaklardan duyulur gibi…

Sokakların zenginliği olan selam unutulmuş, gençler evlerini terk ediyor, bunun adına da özgürlük deniliyor.

***

Şimdi, aile ve komşuluk ilişkilerini sosyal bir sorumluluk içinde yeniden ele almalı, sevgiyle yeniden yoğurmalı…

İnsanın yediğinden, içtiğinden, giydiğinden, önden yolladığından başka, ne bir malı ve ne de bir rızkı yoktur. Bu sebeple kimse, rızkını Harama bulaşmadan toplamalı!

Kapitalist düşüncenin tercih edildiği ülkelerde ‘Helal/Haram’ olduğuna pek bakılmıyor. Çünkü Kapitalist düşüncenin aslı/astarı ‘Makyavelizm’dir.

Yeryüzündeki hayatın ahirette hesabı sorulacağına canı gönülden bir inanılsa, o zaman hırsa düşmeden ekmek yemek mümkün olacaktır.

Ama nafile…

Soğuktan büzüşerek yürüyen insanlar  gördüğümde aklıma hemen, Tacettin Dergâhında paltosuz Akif gelir!

Yine Ankara’ya soğuklar çökmeye başladı.

Dikkat ettim.

İnsanların yüzlerinden düşen bin parça…

Suratlar asık, kaşlar çatık, yumruklar sıkılı, bir an soğuktandır dedim. Sokakların zenginliği olan selamı göremedim. Bunun soğukla alakası yok, yürekler donmuş dedim.

Pandemi sebebiyle eve geldiğimde gözlerim haberlere takıldı.

Aman Allah’ım!

Birde ne göreyim!

Sokakta ki soğukluk, meğer bundanmış…

Vekillerimiz Ceylan Derisi koltukların üstüne çıkmış, habire bir birini tekmeliyor!

Görünce, kahroldum…

Halbuki bu Millete Sever’in dayatıldığı günlerde bizim İktidarıyla/Muhalefetiyle bir arada olmamız gerekir. Ama yazık ki vekiller, birbirini duymuyor ve dinlemiyor!

Bildikleri tek şey öfke, öfke, öfke… O da insanın kanını donduruyor?!

Herkes kendi doğrusunda direnip duruyor.

Öfke sokağa taşıyor.

Sokakta öfke taş oluyor, Molotof oluyor, silah oluyor, ölüm oluyor…

Kimseden örnek bir davranış çıkmıyor. Çıkanlarda ortada, ‘Şiddet, öfke, kavga ve Ölüm’…

Hayata bakıyorum, kimse aç kardeşini, kendi sofrasına çağırmıyor. Kimse komşusunun derdini sormuyor. Kimse bir yetimin başını okşamıyor… Kimse Kapitalizmin içine düşen, kredi mahkûmu olanlara bir çare üretmiyor! Herkes işin kolayına kaçıyor!

Bunlar, ‘Sosyal Kıyametin’ alametleri değil de nedir!

Bu Ülke toprağından ekmek yiyen birisi olarak diyorum ki:

Ey Gazi Meclisinin çocukları, Ey Büyük Türk Milleti,  

Komutanıyla/Hocasıyla, Dedesiyle/Aşiret Ağasıyla birlikte bu Meclisi kurmadın mı? Sen; bunu ne çabuk unuttun?

Bu mirasa ihanet etmek bize yakışmaz! Vebali ve bedeli ağır olur!

Bağımsızlığın bedeli ödenmeden hiçbir zaman sahip olunmaz!

***

İsrail Yeryüzünde bir şeytandır!

ABD, sürekli İsrail’e gözü kapalı destek vermektedir.

Amerika’nın Ortadoğu’da sebep olduğu felâketler, aslında kendi çöküşünü hızlandıracaktır!

Dünya kamuoyu, İsrail’i dünya düzeni için en büyük tehdit ve tehlike görmektedir.

Buna sebep, Siyonistlerin bitmek bilmez hırslarıdır

Çağdaş dünya, yani Kapitalizm, İngilizlerle Yahudilerin eseridir.

Şimdi ABD, Yahudi Gücü’nün işgali altında!

ABD finansı, ekonomisi, bankacılık sistemi, üniversiteler, Hollywood, Silikon Vadisi, Pentagon, CIA, silah endüstrisi, Yahudilerin tekelindedir!

Tramp ve şürekâsı, Yahudi Gücü’nden ABD’yi kurtarmak için işbaşına getirildi. Fakat Tramp, azil sopası yememek ve de başkanlık seçimlerini garantilemek için Yüzyılın Anlaşması olarak adlandırılan, barbarlık belgesine imza attı, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdıklarını ilan etti.

Yahudilerin tanrısı; Güç’tür!

Güç tanrısı temelde sermayedir. O da kapitalizmdir!

Yahudi gücü, dünyayı kıyamete zorluyor!

Yahudi gücünün kutsalı yoktur. Varsa da kutsalı paradır!  O da Din-dışı, PAGAN bir kültürdür. Yani sermayedir. Adam Smith, Ekonominin ve Kapitalizmin Babası, liberalizmin gizli elidir…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan bütün küresel kurumlar, Yahudilerin dünya üzerindeki güçlerini pekiştirmek ve meşrulaştırmak için kuruldu. Yahudileri vadedişmiş topraklar idealine adım adım yaklaştırıyor.

Yahudiler, başta Filistin bölgesi olmak üzere bütün dünyayı cehenneme çevirecek barbarlıklara imza attı, atmaya da devam ediyor…

Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya Bankası, NATO gibi küresel kurumlar, Yahudi gücünü pekiştirmeye hizmet ediyor!

Yahudi gücü, Siyonist zihniyetle dünyayı hem aptallaştırıyor hem de köleleştiriyor!

Bunun için bir mucize (!), bir kehanet (!), bir Mehdi (!), bir sihirli değnek(!) beklememelidir…

Mahmut AKYOL

 

HUKUK MEDENİYETTİR, TEMELİ ADALETTİR!

logo5

HUKUK MEDENİYETTİR, TEMELİ ADALETTİR!

Hukuk’un olmadığı mekânlarda ‘Orman Kanunları’ işler. Yani gücü, gücü yetene!

Dünyanın sorunları ciddi şekilde ağırlaşmıştır!

Günümüz dünyasında hayat içler acısı…

  • Çünkü Allah’ın lütfettiği kitabını insanlık anlamak istemiyor! Bundan dolayı insanlığın medeniyet diye bir sorunu oluşmuştur.

Bir millet, tek başına dünyanın bu sorunu çözemez! Sorunlar ancak ve ancak ortaklaşarak, ortak akılla ve ortak iyinin iktidarı (adalet) ile çözülür.

Muhafazakâr İslam anlayışı ‘tasavvuf’ ağırlıklıdır. Tasavvuf, bireyselliğe değer verir. Yani tasavvufta ‘nefsin’ terbiyesini önceler. Benim görüşüme göre; insanlığın ıslahına nefis terbiyesinden değil, dış engelleri ortadan kaldırmakla başlamalıdır…

İslam Dünyasının sorunlarının altında elbette ki ‘Batı Kültürü’ vardır. Batı Kültürü Avrupa’dır, ABD dir, NATO’ dur.

İslami zihin önce, ‘Klasik İslam kültürü ve dini düşünce anlayışını’ sorgulamalıdır… Bu sorgulama hiçbir zaman  ‘Modernist veya Reformist’ değildir.

Kendi gölgesinden korkan insanlar eğer; dini düşünce anlayışını sorgulasalardı, kendi zavallılıklarını örtmek yerine, sorunların kaynağını bulmaya çalışırlardı.

Fakat bundan önce Müslümanlar, kendi ‘Klasik Kültürlerine’ bakmalıdır.

Çünkü ‘İslam’ dinamik bir dindir.

Hz. Peygamberin vefatından sonra meydana gelen, iç savaşlar, kanlı ihtilaller ve saltanat kavgaları, Müslümanların hırslarından ileri gelmiştir…

Artık Müslümanlar bunu görmelidir…

***

İslam Dininde şiddet var mıdır?

Yoktur!

Ne Kur’an ve ne de Hz. Peygamber, Müslümanları böyle bir yanlışa çağırmış değildir!

Siyonist Soros’un yemlediği, fakat İbn-i Teymiyye düşüncesinin ektiği tarlalarda ‘PYD, PKK, El-KAİDE, IŞİD, FETÖ’ gibi gruplar bitmiştir.

Diğer yandan Müslümanlar, her şeyi tekleştirme hastalığı olan ‘Selefi Radikalizm’ den kurtulamamıştır.

Yani, ‘Allah tektir. Öyleyse (VAHDET İÇİN) Din de, devlet de, lider de, yorum da,  görüş de,  fikir de tek olmalıdır.’

Bu tek tipçiler her şeyi ya siyah, ya beyaz görür. Siyah ve beyaz düşünce, kendi dışındaki hayatı simsiyah görür. İşte şiddete yönelik eğilimler böyle ortaya çıkar ve beslenir.

Aslında saf, temiz, berrak bir İslam çeşmesinden su içen Müslümanlar şöyle düşünür:

Allah tekdir, tek olan O’dur.  O’nun dışında yaratılanlar çoktur, çeşitlidir ve rengârenktir.’

Bakın, Yeryüzündeki milyarlarca insan birbirinin aynısı değildir. Milyonlarca tür birbirine benzemiyor. Dağlar, taşlar, ovalar, çiçekler her şey rengârenk, birbirine benzemiyor.

Zira Allah yarattıklarında tekliği değil çokluğu görmek ister. Bu onun kudretine delildir. İşte şiddetin panzehiri de bu olmalıdır…

***

Yeryüzünde kesret âleminde ki insan, kendini demokrasi, özgürlük, barış, sevgi, hoşgörü ve adalet kavramlarıyla gösterir.

Hukuk’un temeli adalettir.

Adaletin temeli de, ‘Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, iftira atmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, bir halkı yerinden yurdundan etmeyeceksin’dir.

Yazık ki Dünya ve İslam Âlemi, bu konularda sabıkalıdır. Sevgi ve barış demek olan İslam, bu değerleri yitirmiş ve kana bulamıştır.

Eski İslam kültürünü diriltmek, ihyaya çalışmak ise, Müslümanları yeni felaketlere sürükler.

Hz. Ömer’in katliamının fitili, Bedir Savaşına katılanlara verilen maaşların kesilmesiyle ateşlendi. Sonra ‘zenginlerin mallarını yoksullara vereceğim’ sözü alevin dozunu artırdı ve Ümeyye Oğullarının zenginleri, mallarını korumak için Hz. Ömer’i öldürdü.

Yine Hz. Osman, Hz. Ali’nin yanından hiç ayrılmayan Ebu Zer’i Rebeze Çölüne sürgüne gönderdi. Ebu Zer açlıktan öldü. Bu olay Müslümanlar arasında büyük bir infiale sebep oldu.

Hz. Ali, beş yıl iktidarda kaldı.  Hz. Ali Muaviye ile yaptığı savaşlar sonunda 90 bin insan öldü. Akabinde Hariciler, Hz. Ali’yi katletti.

Hicri 61 de Kerbela faciası oldu.

Hz. Peygamberin yakınları ve torunları Kerbela’da öldürüldü. Kerbela katliamını yapan Yezit orduları, Medine’ye yöneldi. Üç gün boyu Medine yağmalandı. 900 sahabe kadına tecavüz edildi. Bu olay, ‘Harre Vakası’ olarak tarihe geçti.

İslam’dan nasipsiz, kavmiyetçi, iktidar hırsı uğruna, İslam’ın kalbi Kâbe’yi yaktılar. Karşı koyan binlerce Müslüman katledildi.

***

Daha sonra bu cinayetleri örtmek için türlü yollar aramaya koyuldular.

Sultanın sofrasından nemalananlar, bu kanlı siyaseti meşrulaştırmak için, ‘Amel imandan bir cüz değildir’ tezini ortaya attılar.

Hâlbuki Allah, ‘Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorguya çekileceksiniz.’ diyordu.

Buna karşılık onlarda:

Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olanın, denizköpüğü gibi günahı da olsa cennete girecektir’ diyorlardı.

Yani onlar için, ‘Öldürmek, çalmak, iftira atmak, yalan söylemek, bir halkı yerinden yurdundan etmek’ hiç de önemli değildi.

Hâlbuki Dört Kitap’ın etrafında döndüğü umdeler, İslam’ın fiili hayatta ki davranışlarıdır.

***

Pekiyi İtikat, Peygamberler, Dil, Renk, İnanç, Irklar, Milletler, Din, Yahudiler, Hristiyanlar, Müslümanlar, Türkler, Acemler, Araplar, Kürtler sorgulanır mı?

Hayır!

Fakat dini davranışlar sorgulanır. Bunların davranışları lanetlenir.

Mesela şahıslarda böyledir. Hz. Peygambere deli, mecnun, sihirbaz denmiştir. Kur’an bu kimseleri lanetlemiştir.  Bu günde olsa, yine lanetlenir.

Fakat Hadis kitaplarına doldurulmuş onlarca ‘Mevzu’ olaylar ve sorgulanmayan eski İslam Kültürü, çoğu zaman elimiz ve kolumuzu bağlar.

Hz. Peygambere hakaret edenler çoğu zaman dışarıda değil, saldırılara zemini hazırlayan Müslümanlardır…

Eğer Hz. Peygambere, ‘30 erkek gücündeydi, idrarı bir kadına içirildi ve kadın şifa buldu’ denilmeseydi, hakaret edenler, İslam dışı güçlerdi denilebilirdi…

Ama şimdi kızmaya hakkımız yok!

Yani Hz. Peygambere hakareti bizzat Müslümanların kendisi yaptılar.

  • Müslümanlar, İslam’ın ve Kur’an’ın temiz ve pak ruhuyla, erdemli ve güzeli insan Hz. Peygamberle yeniden buluşulmalıdır.
  • İbn-i Teymiyye görüşleri referans alınarak ‘İslam Devlet Düzeni’ budur denilmemelidir.
  • Devletin başı, ‘Allah’ın yeryüzünde ki gölgesidir’ diyen Selefi düşünceden uzak durulmalıdır.

***

İslam’ın öngördüğü devlet, ‘Adalet Devleti’dir.

Devletin güven, eşitlik ve adalet dağıtan bir kurum olduğu unutulmamalıdır.

Zamanımızda İslam’ın çığlığı, itirazı, heyecanı yok edilmiştir.

Geride meydanlarda kapalı kapıların ardında Bizans oyunları kalmıştır.

Mahmut AKYOL

      

 

 

 

 

TAZARRU, İNSANIN KORKULARI VE DİNİ DÜŞÜNCE YANLIŞLARI…

logo5

TAZARRU, İNSANIN KORKULARI VE DİNİ DÜŞÜNCE YANLIŞLARI…

  1. Tazarru, Allah’a yalvarmak ve yakarmaktır.
  1. Korku, insan fıtratının bir gereğidir. Bu korkuların başında ‘AÇLIK’ gelir. Yaşamı tehdit eden açlık, insanı akıl almaz yollara götürür… Paranın gücü insanı azdırır. Hayvanların aç, insanların tok olduğu bir beldede tehlike çanları çalıyor demektir!
  1. Eski İslam kültürünün Kur’an’la bir ilgisi yoktur. Müslümanlar kendilerini sorgulamaya cesaret edemedikleri ve kendilerini sorgulamaktan korktukları için, Siyasallaştırılmış İslam’ın içinde bocalamakta, birbirlerine kılıç sallayıp duruyorlar.

Kendini sorgulamayan kişiler ve toplumlar sadece mazeret üretirler. Bu cümleden bakıldığında görülecektir ki Kur’an, Müslümanların gündeminde yok! İslam’dan nasipsiz güçler, içimizdeki hainler, bize hep tuzaklar kuruyor ve bizi param parça yapmaya çalışıyorlar. Allah bunlara fırsat vermesin…

***

Biran için kendilerine bir hayrı olmayan Müslümanların iktidar olduklarını düşünün. Acaba İslam dünyasının hali nice olur, akan kan durur mu?

Durmaz! Çünkü kendisi kan davalı olmuştur…

Peki, din adına ülkemizde neler olur?

  • Yakmaz ölü kefenleri yok satar…

***

Geçmişin acıları

Dört halifeden üçü suikast sonucu öldürüldü. On İki İmamın yedisi zehirlendi. Üçü katledildi. Hazreti Peygamber’in torunu Kerbela’da şehit edildi, Harre Vakası oldu. Mekke yakıldı. Bütün bunları Müslümanların iktidar hırsları yaptı!

***

Eski İslam kültür anlayışı önümüze şu itikatları koydu:

  • Dinden döneni öldürün’,
  • Yedi yaşına kadar çocuk namaz kılmazsa dövün’,
  • Namaz kılmayanı kırbaçlayın’,

Muhafazakâr İslam Anlayışı, hala Allah’ın birliği ‘Tevhit’ konusunda birlik sağlamamışken, ‘Hâkimiyet Allah’ındır’ demekle neyi anlatmak istiyor?

Tek olan sadece Allah’tır.

Fakat yarattığı âlem ve her şey çoktur ve rengârenktir. Yani yaratılan insanlık dünya âlem çoktur ve rengârenktir. Akılda, fikirde, yaşantılarda böyledir. Hayat çokluk ve çeşitlilik üzerine kurulmuştur.

***                                                    

Namaz, Hacc, Oruç, Zekât ve Cihat nüsuktur. Bunlar ibadete giriştir. Bunlar doğrudan ibadet değildir. Bunların hepsi aynı zamanda fiili dua ve tazarrudur.

Hacc, merhamet, eşitlik mahşer provasıdır. Zekât, ötekini düşünmektir.

Mesela bir kişinin kıldığı Namaz, tuttuğu Oruç, yaptığı Hacc, Zekât ve Cihat; eğer bunlar kişide bir değişiklik yapıyorsa, o kişi ibadet yapıyor demektir. Değilse, Ebu Cehil gibi ibadet yapıyordur.

Allah insanları, başkasına değil, sırf kendine kulluk etsinler diye yaratmıştır.

Subhaneke en güzel bir tazarrudur.

‘Allah’ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.’

Peygamberler yanlış gelenekleri ve yanlış atalar kültürünü düzeltmek için gönderilmiştir.

Nebiler, Usvetün Hasenedir. Yani İyilik, güzellik, doğruluk davranışlarıyla örnektirler. Diğer yandan bütün Peygamberler ‘ahbâr’ dır.

Evanjelist Hıristiyanlar İsa’nın dünyaya yeniden geleceğine inanırlar. Hâlbuki her insan gibi İsa’da ölmüştür, ancak mahşerde dirilecektir.

Hepimiz de zamanın ahbarları olmak, bilgi, iktidar ve serveti ellerinde tutanlara karşı adaleti savunmak zorundayız.

İmanın içinde potansiyel olarak imkânda vardır! Bunu ortaya çıkarmak Müslüman’ın imkân ve kabiliyetine bırakılmıştır.

İbadette olduğu gibi imanda da şahsilik vardır.

***

Sıkça söylemeye çalıştığım gibi, Allah zenginleri zenginlikleriyle, fakirleri de fakirlikleriyle imtihan etmez. Bunu kaderden saymak, başka bir gaflettir.

Allah insana her şeyi bir emek karşılığında vermiştir. Bu sebeple, herkesin kaderi kendi boynuna asılıdır. Allah’ın içinde bulunmadığı hiçbir olay yoktur.

Yani kulun yaptığı şeylerin enerjisi Allah’a aittir. Allah bu enerjiyi vermezse, kul hareket edemez!

Yeryüzünde rızık meselesi, büyük sorun olmaya devam ediyor. Allah’ın her günü yeryüzünde milyonlarca insan aç yatıp aç kalkıyor. İşte insanoğlunun imtihan alanı burasıdır. Buna, ‘Hukuku’l İbad’ (Kul Hakları) denir.

  • Kul Hakları Dinin direğidir.

Eğer insan Allah’a güvenmiş olsaydı, rızık için gökten bir damla fazladan su indirdiğine, yerden bir nebat fazladan bitirdiğine de inanırdı.

Para tanrısı ‘Mamon’ egemenliğini sürdürmezdi. Yeryüzünde “Bilgi, iktidar, servet” bir avuç insanın elinde bir tahakküm aracı olmazdı. ‘Kapitalizm’ alabildiğince çıldırmaz, para büyücüleri (bankalar) halkı köle etmezdi…

Artık daha geç kalmadan ‘Lehu’l-Mülk’ diyelim! Ne yazık ki günümüzde ‘Kelime-i tevhid, Lehu’l-Mülk’ den’ koparılmış, sadece zikir virdi haline sokulmuştur.

Hacc’da milyonlarca hacı yeri göğü inleterek Kâbe etrafında ‘Telbiye’ getirirler. Yazık ki bunun ne anlama geldiğini Hacılar bilmiyor. Hâlbuki en büyük ‘eşitlik’ Kâbe’nin etrafında dönmektir.

Batıda Rönesans ve reform, hareketleri dini alanda yapılan tartışmalar ile başladı. 1789 Fransa devriminin temelleri 300 yıl önce, kiliselerde ve dini alandaki tartışmalarla atıldı. Özgürlük, kardeşlik ve eşitlik devrimlerine ancak bu zamanda ulaşıldı.

Hâlbuki Müslümanlar bu nimetlere 14 Asır önce ulaşmıştı…

***

Kur’an, Peygamber ve Din üzerinde yapılan her olumsuz davranış Müslümanları rencide etmiş ve incitmiştir. Batının bu sömürge ve emperyalist heveslerine karşı çıkmak, İslam dünyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarını gasp etmelerine karşı çıkmak, Müslümanların önde gelen birinci görevi olmalıdır.

O size kitapta şunu indirmiştir: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini veya onlarla alay edildiğini duyduğunuz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya kadar onlarla birlikte oturmayın! Aksi takdirde siz de onlar gibi olursunuz.  Şüphesiz ki Allah münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.

(Nisâ Suresi 140. Ayet)

Şimdi de aslı yok, uydurma bir rivayetten bahsedelim. Güya Hz. Muhammed, kendisine şiirler yazarak alay eden bir müşrik şair için:

Beni bunun elinden kurtaracak yok mu’? Der…

Bunun üzerine iki sahabe, şairi arkadan hançerleyip öldürür. Hâlbuki Hz. Muhammed’in böyle bir teşebbüste asla bulunmamıştır!

Mehmet Akif; ‘Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun./Yıktın da dini Mübin’i yeni bir din kurdun.’ Hurafe tartışmalarına güzel bir cevaptır.

Mahmut AKYOL

ÖLÜMÜ GÖZE ALANLAR VE GEÇMİŞİN HAFIZASI…

logo5

ÖLÜMÜ GÖZE ALANLAR VE GEÇMİŞİN HAFIZASI…

Gençliğimi kaybedeli yıllar oldu. Çevrem birer ikişer boşalıyor. O yılları meğer ne kadar da duygusal ve müsrif tüketmişim. Alacaklı olanlardan Rabbime sığınırım!

Geçte olsa bugün için söz verdim. Ülkeme, İslam coğrafyasına, doğaya, iyilik, güzellik ve doğruluk adına bir şeyler hala yapabilirim. Yapmakta geç kalmış sayılmam. Çünkü şehitlerimin ve ölmüş olanlarımın bıraktığı mirası yemek bana “AR” geliyor.

***

Gelin birbirimize iyilik edelim, adalet ve merhametli davranalım, kimseyi ezmeyelim, kimseyi sömürmeyelim, yoksulu gözetelim, zayıfın elinden tutalım… Bu duyguları zinhar kaybetmeyelim.

Bu duygular imanımızın görüntüleridir. Dahası bunlar kul hakkıdır… Bunlar, kulların birbirlerine karşı yaptıkları fiili dualardır…

Çünkü Allah, önce bu davranışlarımıza bakacaktır!

İnsan hırsı sebebiyle tabiatı bozdu ve değiştirdi. Bu büyük bir ‘Kamu’ hakkıdır. Allah, cümlemizi korusun!

***

Gün gelir de bu âlemden gidersem; dost bildiklerine hiç sırtını dönmedi, hep sevdi, zulme karşı ve mazlumun yanında hep durdu deyin…

Vatan diye bir derdi vardı diye söyleyin!…

Niceleri geldi, neler istediler,

Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.

Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?

O gidenler de hep senin gibiydiler.’

***

Yeryüzünün en tehlikeli silahı, ‘ölümü göze alan insandır.’

Bu Millet, Abdülhamid’den beri bedel ödüyor!

En şiddetli bedeli de, 15 Temmuz FETÖ darbesinde ödendi. Çünkü Abdülhamid zamanında Osmanlı yıkıldı ve parçalandı. 15 Temmuz FETÖ darbesinde Türkiye tarihten silinmek istendi!

Her zaman olduğu gibi bu aziz millet çıplak ve kavruk elleriyle yeniden bu zincirleri parçaladı. Bu prangaları boynumuza ‘NATO’ marifetiyle ‘ABD’ tarafından geçirilmek istendi… Yani bu iş Evanjelist Hristiyan ve Siyonist Yahudiler eliyle yapıldı.

FETÖ, bu güçler eliyle dünyaya servis edildi. Tıpkı PKK, PYD, DAİŞ gibi…

Araf suresi 51. ayetinde mealen şöyle denildi:

O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardır. Ayetlerimizi inkâr ettikleri ve bugüne kavuşacaklarını unuttukları gibi, biz de bugün onları unuturuz!’

Ezcümle unutulmasın ki:

Siyaseti, Cemaatları ve tarikatları ‘KİBİR, HIRS ve HASET’ besler.

***

Müslümanlar için çarpıcı bir misal:

Sahabiden Sümeyye ve kocası Yasir İslam’ın ilk şehitleridir. Bunlar hem köle ve hem de ihtiyardılar. Müşrikler bunlara akıl almaz işkenceler yaptılar. Onların bu halini gören Hz. Peygamber; ‘Sabredin, ey Yasir ailesi! Size vadeliden yer, Cennet’tir.’ Dedi.

Oğulları Ammar, Bedir Savaşında Ebu Cehil’i öldürüldüğü zaman, Peygamberimiz ‘Allah’u Teâlâ annenin katilini öldürdü.’ dedi.

Bu üç sahabe görünüşte zayıf kimselerdi…

Lakin yanlarında Allah’ın gücü vardı, bunu azgın Müşrikler göremiyordu. Müşrikler, Allah’ın bu Müminlere cenneti canları karşılığında verdiğinden haberleri yoktu… Müslümanların gücü buradan gelir!

O halde:

Gelin, Cenneti kazanma yollarını arayalım,

Gelin, insanlığın iyiliği için çalışalım!

Gelin, Sözün namusunu savunalım,

Gelin, adaletin inşası ve zulmün zail olması için yaşayalım!

Çünkü yaptıklarımız bize ‘ŞAHİT’ olacaktır. Değilse dünya, kimseye kalmaz…

***

Kur’an tembeli ve cehaleti asla sevmez! Bu bakımdan Müslüman bilinç sahibi olmalıdır.

Yani bir Müslüman şirke düşmemek için ‘Tevhidi’ iyi kavramalıdır.

Sevgi ve merhameti sonsuz Allah’ın adıyla

  1. De ki; O Allah bir tektir.
  2. Allah eksiksiz, sameddir. (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir)
  3. Doğurmadı ve doğurulmadı.
  4. O ‘na bir denk de olmadı.

(İhlas Suresi 1-4)

Mesela ‘Melek’ kavramını bu açıdan misal olarak ele alalım.

Melek’ Allah’ın melekeleridir. Melek; İbranca da, Arapça da ve Sami muhayyilesinde farklı farklı anlaşılmakla birlikte, hepsi de Allah’ın Melekeleridir. Mesela ‘Cebrail’ denildiğinde Allah’ın karşı konulmaz gücünden, ‘Mikail’; denildiğinde Allah’ın bereket, bolluk gücünden, ‘Azrail’ denildiğinde Allah’ın sonlandırma gücünden söz etmiş olursunuz…

Yoksa bunlar Allah’ın ortağı şeyler değildir!

***

Bu neme nem bir demokrasi ve özgürlük ki, herkes her şeyi yapıyor, ekonomide akıl almaz yollara sapılıyor, hırsızlık yolsuzluk yapılıyor yine de demokrasi ve özgürlük yok deniliyor.

İnsanlık azdı, sapkınlık arttı. Helal ve haram tanınmaz oldu. Yine de Memleket şeriata geri döndü deniliyor.

Bugün Türkiye’de Menderes, Erbakan ve Özal döneminde olduğu gibi sanayi ve enerji koridorları hamleleri yapılmaktadır.

Adnan Menderes, girdiği her seçimden halkın açık ara desteğiyle çıksa da ‘diktatörlük’ iddiasıyla 27 Mayıs 1960 darbesiyle iktidardan uzaklaştırıldı.

İngiltere ve ABD arşivlerinde ortaya çıkan belgelerde, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardında bu iki siyasi gücün olduğu görülmüştür.

Bugün Türkiye Batıya, ekonomik ve siyasi bağımlı olmaktan kurtulmak için var gücüyle çalışmaktadır.

Buna rağmen Türkiye’nin önü ‘terör ve post modern darbelerle’, bugün ki gibi 27 Mayıs 1960’daki operasyonlarla kesilmek istenmektedir. Yani Abdülhamit Han’dan beri aynı oyun oynanmaktadır!

O dönemde de her yapılan iyi işler engellenmiş, her vatansever ‘hainlikle’, her dürüst yönetici ‘hırsızlıkla’ suçlanmış ve itibarsızlaşmaya çalışılmıştır.

Millet evlatlarının bu oyunları görmek zorundadır.

Bu Millet evlatları bir avuç da olsa, canı gönülden mücadele verirler ise inkârcılara, müşriklere ve münafıklara karşı galip geleceklerdir.

Yeter ki hak ve adalet üzere el birlik göğüs gersin, el birlik acıları paylaşsınlar!

O zaman şanı yüce Allah, vadini yerine getirir, Hakk’ı üstün tutar!

Mahmut AKYOL

MÜŞRİKLERİN MALLARINA KARŞI DUYDUKLARI GÜVEN, KİBİR VE HIRS…

logo5

MÜŞRİKLERİN MALLARINA KARŞI DUYDUKLARI GÜVEN, KİBİR VE HIRS…

Kur’an’ı Kerimde Müşrikler için indirilen ayetleri birde Müslümanlar için okuyalım!

Şöyle bir sonuç karşımıza çıkar… ‘Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!

***

İnsanlar Allah’ın mülkünde sağa sola sınırlar çizdiler. Bu sınırları korumak için ordular kurdular.

Kamu mülkünün hesabını tutan devlet, sürekli şekilde kendisini yeniler. Bunun başında da ‘hukuk ve ordu’ gelir.

Devlet, adaletle yaşar. Daha doğrusu devletin dini adalettir. ‘Adalet mülkün temelidir.’ Bu da devletin, iktidarın ve servetin temeli demek olur.

Eğer bir ülkede mülk adil dağıtılmaz, mülk bir kişi veya bir grup elinde toplanırsa, çok geçmez devletin varlığı tehlikeye düşer.

***

Burada üç konu üzerinde durmak lazım:

  • MÜLK

Mülk, insanın canı ve bedeni dâhil sahip olduğu her şeydir. Bu her şey bütünüyle Allah’ındır.

Yani insan hiçbir şeyin sahibi değilken, her şeyin sahibi Allah’tır denilir.

İtikat’ olarak önce bunun kabul edilmesi gerekir.

Mülk Allah’ındır’ ifadesi, Kelime-i Şehadet’tendir. Bunu anlamak istemeyen dine girmiş olmaz! (Araf Suresi 158)

Allah, insanın sahip olacağı şeyleri şöyle açıklamıştır. ‘İnsan için dünyada emeğinden başka hakkı yoktur’(Necm 39)

İnsanın sahip olduğu şeyler için insana sorarlar:

Acaba ne kadar alın teri döktün? Eğer dökmediysen, kazandıkların senin için haramdır.  Yine İslam’da Kamu üzerinden servet sahibi olmak yasaklanmıştır!

İnsan ahlâkı, doğruluğu, dürüstlüğü helal lokma üzerine bina edilmiştir.

Hz. Peygamber der ki:

Kişinin namazına, niyazına değil; siz o kişinin dinar ve dirhemle olan arkadaşlığına bakın’.

Yani kişinin sahip olduğu şeyleri nasıl ele geçirdiğine, elindeki güç, servet ve iktidarı nasıl kullandığına bakın. Çünkü asıl dindarlık buradadır.

  • ADALET

Kur’an’ı Kerim, adaleti ve hakkı yok sayanlara ‘kâfir’ diyor. ‘O kâfirlere verdiğimiz rızıklardan infak ediniz dendiği zaman şöyle derler. Allah isterse onları doyurur, biz mi doyuracağız onları?’ (Yasin Sûresi 47 Ayeti)

Hz. Peygamber müşriklere ‘infak edin, Kâbe’ye yığılan malları çalmayın, bunlar; sizin hakkınız değil, bunları hakkı olanlara verin’ dedi. Onlar da buna karşı çıktılar ve kâfir oldular.

Hıristiyanlar Hz. İsa’ya biçtikleri rolü kitaba geçirip “Tanrı’nın Oğlu” dediler. Müslümanlarda Hz. Muhammed için, âlemler onun yüzü suyu hürmeti yaratılmıştır dediler.

Hıristiyanların Hz. İsa’ya biçtikleri rolden daha ileri giderek Müslümanlar Hz. Peygamber’e rol biçtiler. Haşa, iki Peygamberi birbiriyle yarıştırdılar…

Bu adaletin ve eşitliğin katli değil midir?

Allah insanı önce eşit olarak var etti. Kadını da erkeği de eşit yarattı. Yaratılışta kimseye bir avantaj ve imtiyaz sağlamadı.

Bu eşitliği bozan insan ‘Nüsukları’ yaparken eşitlendi. Birde ‘ölüm’ insanı eşitler!

Denilebilir ki insanların içinde adalet duygusu vardır.

İnsan yeryüzüne ‘Hakk Din ve adalet’ talebiyle gönderildi.  Bir de yeryüzündeki bozulan eşitlik mücadelesini düzeltmek için gönderildi…

Dünyanın herhangi bir yerinde bir isyan çıkması halinde, orada bir adalete ihtiyaç vardır. Çünkü yapılan isyan, eşitliği bozmak için başlatılmıştır.

  • VELAYET

Velayet, dost ve düşman idrakini belirlemek için kullanılan bir kavramdır.

Mesela şu an dünyanın ezan okunan yerlerine bombalar yağdıran, Müslüman ülkeleri işgal, talan ve yağma eden, kadınlara tecavüzde bulunan, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da diğer Müslüman ülkelerinde milyonlarca masumu öldürenler, acaba bizim dostumuz mu?

Sahip olduğumuz din bu üç yapıya bir şey demiyorsa, o zaman, biz ölü bir dine inanıyoruz demektir.

Ölü bir dine inanmanın sebeplerinden bazıları:

  • Müslümanlar olarak Kur’an’ı iyi okumuyor ve anlamıyoruz. Bu sebeple Müslümanın zihninde Kur’an silikleşmiştir.
  • Dinin olmazsa olmazı iki kavramından biri olan ‘Ahiret inancını’ hafife alıyoruz.
  • Eğer bizler dinin bu ana kavramlarını terk edersek, Unutmayalım ki Allah da bizleri terk edecektir…
  • Mekke’deki verilen mücadele aslında bir ‘adalet ve eşitlik’ mücadelesidir. Biz Müslümanlara kalan miras ta budur.
  • Adalet ve eşitlik’ mücadelesi veren Müslümanlardan müşrikler hep korkmuştur.

Hz. Peygamber’e Ebu Cehil gelir ve der ki: ‘Senin dinine girdiğimde bana ne var?’ Hz. Peygamber de şöyle cevap verir: ‘Şu yanımda oturan siyah yüzlü Bilal’e ne varsa, sana da o var’. Buna karşılık Ebu Cehil’ de ‘Öyleyse bu din olmaz olsun’ demiş ve oradan çekip gitmiştir.

Görüldüğü gibi Müşriklerin kibirli halleri, Müslüman olmalarına hep engel olmuştur. Müşrik olan kişi ‘ben kölem olan birisiyle aynı yerde oturamam’ demiş, eşitlikten rahatsız olmuş ve Allah’ın kendisini niçin yarattığı fikrini yeterince anlamamıştır.

Müşrikler ellerinde ki mallar karşısında hep güven duymuş, kibir taslamış, hırsları bu çıplak gerçekleri görmesine engel olmuştur.

Müşrikler de hiçbir ayırım gözetmeden ölecek, sonunda Allah herkesi hesaba çekecektir.

Kur’an’ın ilk hayır dediği şey, ‘Müstağni olduğu için, kendini yeterli gördüğü için, kendini mutlaka üstün, yıkılmaz zanneder’ Alak Suresi 6

Bu para ve güç bende, benim dediğim olacak demektir. Eğer bir toplulukta para varsa onun dediği oluyorsa orada tuğyan vardır.

Kur’an’ın ilk anlattığı kıssa, bahçe sahipleri kıssasıdır. O zaman onlara bahçe sahipleri deniyor. Tarım toplumu olduğu için bahçe sahibi olmak zenginliği ve serveti ifade ediyor.

Peki, nasıl oluyor da Kur’an’ın ilk kıssası bahçe sahipleri; Kur’an’ın hayır dediği ilk şey, zenginliği kişiyi tuğyan ettirmesi; İlk karşı çıkılan Kâbe’ye egemen olan tefeci bezirgân çetesi oluyor?

Bunların hepsi tefeci, bezirgân ve servet sahibidir. Bunların hepsi mele-i mütreftir. (Kavminin zenginlikten şımarmış ileri gelenleridir.)

Kur’an’ın ilk Sure ve ayetlerinde Müşriklere karşı bir saldırı vardır.

Sen bunu nasıl görmüyorsun?

Mahmut AKYOL