HAK VE ADALET ÜZERE EL BİRLİK OLURSAK…

logo5

HAK VE ADALET ÜZERE EL BİRLİK OLURSAK…

Doğu Akdeniz, Doğu Suriye, Fırat’ın Batı Yakası Olayları, Ülkemizin Güneyinde ki DEAŞ, PKK piyon hareketlerinin tamamı “Vatan Bölme” faaliyetlerine matuftur.

Dün düşmanın isteklerini yerine getiren Türkiye, bu istekleri yerine getirmekten kaçındığı için, dünyanın en Anti-Demokratik ülkesi bir anda oluverdi.

Muhataplarımız başta; ABD, İngiltere, Rusya, İsrail, Suriye Rejim Güçleri, Suudi Arabistan, BAE, vs. Sizin anlayacağız “YEDİ DÜVEL” ile yine karşı karşıyayız. Ayrıca içimizde ki düşmanın “Beşinci Kollarıyla…”

Bu gerçeklere ekonomik, sosyal, askeri ve dini bir temel bulmak zorundayız.

Müslümanlar bir avuç da olsalar, “canı gönülden Hakk üzere inanırlarsa” inkârcılar yenilecektir. Küfre, müşrik ve münafıklara karşı gelmekte tereddüt nedir bilmeyenler bir avuç olsalar da “adalet üzere el birlik olurlarsa” Şanı Yüce Allah, vadini yerine getirecek, zalimler üzerine lânetini yağdıracaktır..!

Devam edelim…

Ey Kâbe, dile gel de söyle, Âdemi, Havva’yı, İbrahim’i, İsmail’i, Hacer’i anlat bize…

Niçin kurulduğunu, içine putları kim ve niçin doldurduğunu söyle bize…

Yıllar yılı gölgende kimler niçin barındı, anlat ki, insanlık karanlıktan ve dertlerinden kurtulsun!

Anlat ki, insanlığın uyanışı, dirilişi, inşası yeniden başlasın!

Anlat ki, insanlık İslam’la yeniden buluşsun!

Ey insan!

Dağlar dile gelmez sanma! Yazılan dile gelmez sanma! Çağlara meydana okuyan Ev’i (Kâbe) konuşmaz sanma! Yükselen gökyüzünü, kabaran denizi dile gelmez sanma! Yer, gökler, ikisi arasındakiler ve yerin altındakiler konuşacak unutma!..

Allah’ı ve Ahiret Günü’nü iyi anlamak için Kur’an’ı, Hz. Peygamberin okuduğu gibi okumalı unutma!.. Ashabın anladığı gibi anlamalı, teberrüken değil, tefekküren okumalı unutma!.. Sözün namusu için yaşa, hayatın gerisini düşün, ahlak ve adalet yolunu öne çıkar, kendini eleştir, hayatın üzerinde iyiden iyiye düşün, sorumluluk al, sezgiyle değil, akıl ve vicdanla İslam’ı kavra, İslam’ı, ete kemiğe büründür!..

Düşün, şükret, iş yap, doğru bilinen yanlışlardan vazgeç, bu “niçin” böyle ve bu “neden” diye sor, kendini korumaya çalışma, alışkanlıklarını değiştir, gelenekçiliğini ve muhafazakârlığını İslam’ın önüne koyma, yanınızda Allah’ın değerinin ne olduğunu sakın unutma!..

8-“Biz insana iki göz vermedik mi? 9-Bir dili ve iki dudağı yok mu onun? 10-Ona yürüyeceği iki yol gösterdik. 11-Fakat o zor gelene yaklaşmadı. 12-Bilir misin nedir o zor gelen? 13-Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak… 14-Zor zamanda vermek… 15-Öksüzün başını okşamak… 16-Düşmüşün elinden tutmak… 17-İman etmek, güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak, sevgi ve merhamet yumağı olmak… 18-İşte erdemliler bunlardır. 19-Ayetlerimizi inkâr edenler ise şer odaklarıdır. 20-Onların ateşe atılıp üzerlerine kilit vurulacak.”  Beled/8–20

Bu ayetler insanı dehşete düşürüyor ve günahlarından temizlenmesi için kanaatkârlığa, tevazua, yardımlaşmaya, çağırıyor. Ama iş bu kadar basit değil…

Peki, ne yapmalı ki iş kolay kılınsın?

Kur’an önce, “Yaşayan Kur’an” olmalı, Kur’an Tarih, tabiat ve hayat bağlamında yeniden ele alınmalı, Kur’an her neden bahsediyorsa; bilinsin ki bugün de oluyor.

Bakın Kur’an’ı tefekkür etmeden okumak, ruhunu anlamamaktır. Mesela mucizenin “olağandışı olan şey” değil, “olmakta olan şey” olduğu anlaşılmalıdır.

Mesela Musa olayını bir mucize göstermek, Musa’nın asasıyla denizi yarıp karşıya geçmesi değil, bir med-cezirden ibarettir. Yani denizi ve ortasında görünen toprağı Musa’nın asasıyla işaret etmiştir. Bu olayda Firavun ve birçok asker denizde boğulur. Kıssa böyle anlaşılmalıdır. O gün için Firavun ölmüştür. Fakat Firavunluk devam etmektedir…

Yahudi ve Hristiyan kuruntularından Müslümanlar (insanlık) Kur’an’ı anlamakla kurtulabilir ve temiz, ahlâklı, adil, dürüst bir hayat yaşayabilirler. Bu değerleri ete kemiğe büründürebilirler.

Bilinmelidir ki, kurtulmuş ve seçilmiş ırk, soy, lanetlenmiş kavim, diye bir şey yoktur. Hakkı teslim edenler, Allah ile yürüyenlerdir. Allah ile yürümek, Allah bilinciyle yaşamaktır! Allah’ın varlığına, birliğine, bölünmez bütünlüğüne, hesap gününe inandığını yaşamıyla ispat edenler, Kur’an’ı anlayanlardır!

Yeryüzünün doğallığını bozanlar Gayri İslami ve Gayri İnsani düzen sahipleridir. Bu düzen sahipleri, Tanrı’ya sahip çıkmak, Peygamberleri ve mucizeyi kendi tekellerine almak, Hind kast sisteminden devşirdikleri dini oligarşik yapıları ve diğer her şeyi kendi uhdelerinde toplamak isterler…

Özetle, “Mucize bir Kuran kavramı değildir. Mucize korkuya dayanır ve korkuyu besler. Ama dinde korku yoktur, özgürlük vardır.”

Kur’an’da şöyle denilmektedir:

118-“Rabbin isteseydi bütün insanlığı bir tek ümmet yapardı. Bu yüzden birbirlerine karşı çıkıp duracaklar. 119-Ancak Rabbinin sevgi ve merhameti ile bağışladığı kimseler hariç; zaten Allah onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin “Cehennemi görünür görünmez varlıklarla dolduracağım” sözü yerine gelmiş olacak.” (Hud; 11/118–119).

Yani: Allah layık görseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat insanlar kendilerine verilen seçme yeteneğini kötü yolda kullandıkları için, tek bir ümmet haline gelemediler. Hâlbuki Allah; insanlardan sevgi, ilgi ve alakanın karşılığını bekler. Fakat insanların çoğu umursamaz bir tavır sergiler, görmezden gelir, kendini bir şey zanneder, ilgi, sevgi ve alakayla Allah’a karşılık vermez ve cehennemi hak etmiş olurlar…

Bunun içindir ki insanlık tarih, tabiat ve hayat üzerine tefekkür etmeli, yıldızların ötesine bakmalı, varoluş sancıları çekmeli, kendi vicdanının sesini dinlemelidir..!

Allah’ın üzerimizdeki nimetlerini düşünmeli, Allah’ın yüceliği üzerinde, şehrimiz, ülkemiz, bölgemiz ve insanlığın gidişatı üzerinde akıl edilmelidir… Yani Allah’ın ebedi mesajlarını (Kur’an’ı)yaşayarak okumalı; önce kendimizi, sonra da insanlığı söze, adalete, özgürlüğe, sevgiye, merhamete, doğruluğa, çağırmalıdır… Her tür baskıya, zulme ve zorbalığa, Kapitalist hayata, Mamona meydan okumalı, insanoğlunun inancına, düşüncesine ve emeğine zincir vurulamayacağını haykırmalıdır…

Müsteşrikler, “İslam’ın gelişmesi, Müslümanlara bırakılmayacak kadar önemlidir!” derken, diğer yandan bir devlet gücü olmadan yayılan İslam Müsteşrikleri şaşkına çevirmektedir. “Nasıl oluyor da İslam büyüyor ve yayılıyor” diyorlar. Bilmiyorlar ki Allah, nurunu tamamlayacaktır. Evet, İslam Düşmanlarının İhanet Planları tarihin çöp sepetine atıldığı gün, Müslümanların bayramı olacaktır.

Yeter ki Müslümanlar siyaset, servet, şöhret ve şehvet tabanlı olan kibir, haset ve hırs çukuruna düşmesin..! Zira Bu çukura düşmek Müslümanları İslam düşmanları karşısında zayıf düşürecektir. Müslümanlar bu çukurdan kurtuldukları an çark, tersine dönecektir. Sonuçta Müslümanların bastıkları topraklar titreyecektir.

Mahmut AKYOL

 

 

TÜRKİYE YİNE AYNI OPERASYON İÇİNDE!

logo5

TÜRKİYE YİNE AYNI OPERASYON İÇİNDE!

Bu yazı, Komplo Teorisi değildir. Objektif bir şekilde yazılmaya çalışıldı. Yine de doğrusunu bilen Allah’dır!

***

Ey Orucun hararetini yüreklerinde hissedenler… Ramazan (Fıtır) Bayramınızı yeniden tebrik ederim.

Bilmiş olun ki öldürmeyi, çalmayı, yalan söylemeyi, zina etmeyi, hak yemeyi vs. terk etmeden, “La İlahe İllallah” demekle cennete girilemez!

Mülk Suresi 2. Ayeti, “Davranış yönünden sizi sınamak için Allah hem ölümü ve hem de hayatı yaratmıştır.” Ankebut Suresi 1. Ayeti, “Siz iman ettik demekle bırakılacağınızı ve sınavdan geçirilmeden cennete girivereceğinizi mi zannediyorsunuz!” denilmiştir.

Demek ki, iman ettim demekle iş bitmiyor. Davranış testine tabi tutulmadan, sınanmadan, bırakılmayacağız!

İman etmek, iman ettiğini söylemek bir laftır! Dahası iman ettim, Allah’a inanıyorum demek bir iddiadır! Kişinin kendini avutmasıdır…

Muhafazakâr İslam’da belirtilen ibadetlere Kur’an, Nusuk der. Nüsukların hiç biri doğrudan davranış değildir. Bunlar ibadete giriştir. Ritüeller insanı ahlaka, dürüstlüğe, kul hakkı yememeye, yalan söylememeye, öldürmemeye, çalmamaya götürür. Mesela kıldığınız namaz, sizi kötülüklerden alıkoymak içindir. Hacc da, Oruç da, Zekât da böyledir.

Menasik, tekrar eden hareketlerdir. Senin ile Allah arasında olup bitten işlerdir… Bunlar ötekine karşı bir davranış değildir…

Demek ki İnsanı Cehennemden davranışlarımız kurtaracaktır. Yani davranışlarımız boşuna değildir!

Ramazan Ayının bu özetinden sonra konuya geçebiliriz. Bu yazdıklarım felaket senaryosu değildir. Bilakis bildiğimiz ve şahidi olduğumuz Tarih kesitleridir.

***

Hz. Peygamber Medine’ye hicretinden sonra, 18 kabileyi bir araya getirerek, özü “adalet ve barış” olan bir yönetim kurdu. “-Herkes kendi dininde ve kabile geleneğinde serbesttir.” denildi.

Bugün “Medine Sözleşmesine”, “barış ve adalet” ilkelerine insanlık ne kadar da hasret… Bugün bunun hatırlanması, canlandırılması gerekir.

Bu sözleşme, 1921 de uygulanmak istendi fakat dayatılan yeni sistemin uygulanmasıyla rafa kaldırıldı.

Bugün Suudi Arabistan’da Emperyalist Güçler tarafından kurulan “Deaş” İslam’ı temsil etmiyor.

Müslümanlarca kabulü zor gelse de İslam, Hz. Peygamber’in ölümüyle birlikte, tarihten yavaş yavaş çekilmiş, Kerbelada da doğduğu topraklara gömülmüştür.

Bu gömülmenin akabinde İslam’i yönetime saltanat ve sultanlık bulaşmıştır…

İslam’ın en önemli mesajı barıştır, sonra adalet gelir.

Ortadoğu’ya ve dünyaya İslam’ın barış ve adaletini yeniden taşımak gerekmektedir. Lakin bu dirayete mümessil bir güce ihtiyaç vardır..!

İnandım ki, inananlar bir avuç da kalsalar, canı gönülden bir arada olurlarsa, demirden dağları eritirler.

Yeter ki Müslümanlar, yeniden diriliş için bir araya gelenler, Hz. Resulün izini takip edebilsinler, İkiyüzlülükten vaz geçsinler ı ve yalanı davranışları bıraksınlar!…

Yeter ki Müslümanlar, Hakk ve adalet üzere el birlik olsunlar, el birlik güçlüklere göğüs gersinler ve acıları paylaşsınlar, çokluk içinde birlik olsunlar!…

Yeter ki “bir olsunlar, kardeş olsunlar, birbiriyle severek paylaşsınlar, inanın arkası gelecektir!…

***

1683 Viyana Bozgunundan sonra, Osmanlı Devleti parçalanmaya başlandı. Barış ve Adaleti insanlığa taşıyacak beşeri bir güç kalmadı. Osmanlının yerine onlarca devlet kuruldu.

Arap Baharı ile Müslüman Devletler, bir kere daha parçalandı, bölündü ve istikrarsızlaştırıldı. Zira Büyük İsrail’i kurmanın vakti gelmişti ve Yahudiler, 14 milyon nüfusla yekvücut olmuş bir İslam dünyasıyla baş edemezdi.

Irak üçe bölündü. Suriye atomlarına kadar, 1984’den beri Türkiye, PKK ile bölünmeye çalışılıyor. Türkiye Lübnan’a döndürülmek isteniyor. Düne kadar İngiliz etkisinde olan Hindistan Keşmir bahanesiyle Pakistan’ı terbiye ediyor. Yine yönetim itibariyle İngiliz uşağı Mısır, İslam Toplumundan koparıldı. Mısır, İsrail’in azat kabul etmez uşağına dönüştü. İsrail, İngiliz ve ABD tarafından desteklenen İslam’ın kanayan yarası, “MEZHEP” savaşları, (Şii yayılmacılığı) körüklendi.

Müslüman Dünyada ki huzursuzluğun sebebi kendinden değil, Emperyalist güçlerin bitmek bilmez hırslarından kaynaklanmıyor. Bu bakımdan Yemen, Libya, Sudan can çekişiyor.

Emperyalistler önce sürüden bir koyunu ayırıyorlar, sonra kurtlar o kuzuyu parçalıyor. Büyük İsrail’in kurulabilmesi için İslam ülkelerinin parçalanması böyle olurken, bu ülkeleri bir araya getirebilecek Türkiye, “Avrupa Birliği” ile oyalanıyor.

Geçmişte Türkiye’nin Menderes döneminde olduğu gibi sanayi ve enerji koridorları hamlesini kesmek için nasıl 27 Mayıs 1960 ihtilali yapıldıysa, milli uyanışların önünü kesmek için nasıl 1971, 1980 darbeleri yapıldıysa, yaşadığımız zaman diliminde de 17-25 Aralık ve 15-Temmuz 2016 da da Milletin önü kesilmek istenmiştir.

ABD, NATO, AB ve İngiltere’nin derdi, “Türkiye-Irak petrol boru hattında günlük 3 bin varil olan petrolün bugün 700 bin varile çıkması, yakında da 1 milyon varile ulaşmasıdır.” Türkiye bu yüzden hedefte… Eskiden bu kaynaklar doğrudan batıya gidiyordu, şimdi Türkiye’ye akıyor…

Türkiye ne zaman, Batı ekonomik ve siyasi bağımlılığından kurtulmak istemişse, hemen Türk liderler için “diktatör” yaygarasını koparmışlardır. Halkın taleplerini dinlemeyen, demokrasiye kapalı, “diktatör” oldukları söylemişlerdir.

Türk liderler önce, “diktatör” olarak yıpratılmış, demokrasi düşmanı, kendisi için çıkarcı, düşmanla işbirlikçi, iş bilmez, olarak tanıtılmışlardır.

  • Sultan Abdülhamid, İsrail’in kurulmasına karşı durduğu için diktatör oldu!
  • Menderes, Dünya Bankası ve IMF’den istediği şartlarda krediyi bulamadığı için darbeye giden süreci durduramadı. Batı’dan destek bulamayınca, sanayi tesisleri için Rusya’dan destek aldı. Bununla da kalmadı, Türkiye, Irak, İran ve Pakistan arasında “BAĞDAT PAKTI” nı imzaladı. Sonrada diktatör oldu! Menderes’in kabahati, bugün ABD’nin yapmak istediği, Irak enerjisini Batı’ya rağmen Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırmak istemesiydi. Menderes’in giriştiği ağır sanayi hamlesi,

Özal dönemine kadar yerinde saydı.

  • Özal, yıllarca Kürt meselesini başımıza kangren yapan NATO ve İngiliz oyunlarını bozmaya çalıştı, diktatör oldu!
  • Erbakan, ağır sanayi hamlesi ve enerji koridoru planı uygulamak istedi, diktatör oldu!
  • Recep Tayyip, ABD, NATO ve AB oyunlarının Türkiye’yi parçalamasına karşı ve S-400 lerin alımında gösterdiği çabadan dolayı diktatör oldu!

Türk Milletinin “varlık ve beka” davası için verdikleri mücadeleler karşısında “KÜRESEL BARONLAR, SERMAYE ÇEVRELERİ, SİLAH, PETROL, İLAÇ VE DOLAR TÜCCARLARI Türk bilim ve siyaset devlet adamlarını “diktatör” olmakla suçlandılar. Suçları; “enerji savaşlarında Türkiye söz sahibi bir ülke olsun” demeleriydi…

Fakat emperyalist güçler, satın aldıkları ajanları vasıtasıyla Türk Milletinin Yöneticilerine saldırılarda bulundular. Saldırıların arkası gelmedi.

Neymiş “Devlet kumar oynatıyormuş, halka faiz yediriyormuş, içki içmeyi serbest bırakıyormuş, toprakları el altından satıyormuş, basını susturuyormuş, yargısız infazlar yapıyormuş vs.

Oysa askerde kalmak uğruna, Kemalist Subaylara kadın servis edenler, içki içmeyi mübah görenler, banka kurup faiz ile para alıp satanlar, himmet adı altında işadamlarından haraç toplayıp Hillary Clinton seçimine utanmadan/sıkılmadan harcayanlar, Türkiye’yi Batıya kötüleyenler ajanların ta kendileriydi!…

Bunların derdi Yahudi’nin verdiği taktiklerle oy devşirmek, istikrarı bozmaktır!…

Oyun aynı oyun…

Düşman, Abdülhamit Handan beri her muvaffakiyet ve gelişmeyi kötülemiş, her yapılan iyi iş engellenmek istenmiş, her vatansever hainlikle suçlanmış ve her dürüst yönetici hırsız ilan edilmiştir. Yetmemiş diktatör olmakla suçlamışlardır!…

İnancım hep dirilişten yana yeşerdi. Hiç musaytır olmayı düşünmedim.

Benim derdim de bundan başkası değildir!…

Mahmut AKYOL

HABERİNİZ VAR MI, KUR’AN TERK EDİLDİ!

logo5

HABERİNİZ VAR MI, KUR’AN TERK EDİLDİ!

Gelmekte olan Ramazan (Fıtır) Bayramınızı tebrik ederim.

Acılar beklenenden acı olsa da, bazen yoğun gündem ortamında gerçekler kayboluyor. Ama yine de özlem, sürekli göz önünde olana oluyor.

İkinci Dünya Savaşı sonu kurulan dünya düzeni çöküyor! Evanjelistler, çöken düzenin yerine yeni bir dünya kurmak için hiçbir ahlaki kuralı tanımıyor. Kurmayı düşündükleri bu düzen için en büyük engel olarak, İran ve Türkiye görülüyor.

Ancak Siyonistler, Ramazan ayında bile yıkıcı ve işgalci hareketlerine son vermediler. Buna karşı Müslümanlar kıllarını bile kıpırdatmadılar. Hani Müslüman güçlüydü?

Bu iç acıtan olaylar, dünyanın değişik bölgelerinde dökülen mazlum kanlarıyla Müslümanlar Oruç tuttular. Yazıklar olsun demekten başka söz bulamıyorum.

İnşallah korkulan olmaz!

Niyetim, üzeri tozlanmış hakikatlerin yeryüzünde konuşulur ve yaşanır olmasını sağlamaktır.

Eğer Müslümanlar Oruç Ayını lehlerine çevirmek isterlerse, endişeye mahal duymasınlar, ne kadar Müslüman olduklarını, Kur’an’ı ne kadar anladıklarını, Hz. Peygamberi ne kadar bildiklerini gözden geçirsinler kâfidir…

Çünkü düşman kavi… Siyasi, sosyal, ekonomik ve ideolojik itibariyle Müslümanlar dirilişe ve kıyama muhtaç… Buda Müslümanın kendisini sorgulamasıyla mümkündür. Müslümanlar Hz. Peygamber’in yaşantısına ulaşmak ve onu rehber almak zorundadır…

Muhakkak ki Müslümanların Hz. Peygamber’in siyasi, sosyal, ekonomik ve ideolojik yaptıklarını örnek almaları zor, ama zorundadırlar…

Bunun için önce Hz. Peygamber, cemaat, tarikat ve vaiz efendilerin anlatılarının içinden alınmalı, uçtu-kaçtıdan muaf tutularak dünyaya yeniden taşınmalıdır.  

Yaşadığı toplumun örfünü, âdetini takip eden bir Peygamberi taklit etmek, kime ne yarar sağlar? Giyim/kuşamına özenmek, sakalı şerif seansları düzenlemek kime ne yarar sağlar? Hz. Muhammed’in peygamber olmadan önce ki insani ilişkileri nasıl idiyse, ölümüne kadar öyle olmuştur. Önemli olan bu karakteri taşımak!

Bugün doğru, adil, Hakk üzere yaşayan bu insana (Hz. Muhammed) dünya ve bütün insanlık ne kadarda muhtaç…

Resulü Kibriya’nın vahiy aldığı Kur’an ayetlerinin dışındaki sözleri abartıldığı için (Mevzu Meselesi) Kur’an Müslümanlarca “Mehcur” bırakıldı. Yani Hz. Resule vahiy yemeği nasıl ve hangi elle yeneceğini öğretmedi, nasıl daha iyi bir kul olunacağını öğretmek için vahiy gönderildi!

Hep beraber bunu öğrenelim ki, düşman karşısında bizde kavi, aramızda adil, tabiata merhametli olmuş olalım!

Çünkü Allah Ahirette bize; “neden Hz. Resulün “Tebliğ ettiği vahyini terk ettin” diye soracaktır..!

O bakımdan Ey Müslüman:

Senin derdin kaşık, sarık, sakal, çörekotu, hurma, zemzem, takke olmamalı…

Senin derdin feleklerin dönmesi, karın/yağmurun yağması olmamalı…

Güneş nereye ne zaman doğarsa doğsun, sana ne?

Hava nasıl olursa olsun, kar ve yağmur seller olup taşsın, sana ne?

Sen insan, sen İslam olmaya, sen aklını kullanmaya bak! Zire hayvanlar her tarafı sardı, dünya yamyamlardan geçilmez oldu..!

İslam/Kur’an akıl oranında anlaşılır… Hayvanda akıl yoktur, bu yüzden dünya dengesi bozuk… Hala anlamadın mı? İnsanlık maymunlar cehennemini yaşıyor… Hala görmedin mi?

İslam’ın, Kur’an’ı Kerimin hedefi, insanların dünya ve ahiret kurtuluşudur. Peygamberden tevarüs bu görev Müslümanlarındır. İnsan kapasitesi (aklı-iradesi-kaderi) sınırlı olmakla birlikte, Kur’an’ı anlamakta ve yaşamakta çaba sarf etmeleri farzdır.  

Allah, kulunun tüm muhayyilesinin dışındadır. Allah’ın Kelamı da öyledir. Bu demektir ki, İslam sana göre, bana göre değildir. İslam Araba, Acem’e ve Türk’e inmiş değildir. İslam evrenseldir. İslam Âlemlere Rahmettir.

Yukarıda da söylenildiği gibi insanlığın önünde çözülmesi gereken yığınla mesele duruyor. Her biriside çözüm bekliyor. Müslümanın bilmesi gereken birinci derecedeki problemler “Mülk, Mucize ve Mevzu” konularıdır. Buna “Irkçılık, Kibir, Haset ve Hırsta” eklenebilir.

İslam Dini ile İnsanlık arasında bu konularda hala bir çelişki devam etmektedir. Bu ortadan kaldırılmadıkça, dünyaya sulh gelmeyecek, Müslümanlar yenilikçi bir zihniyete kavuşmadıkça, başındaki musibetler kalkmayacak, insanlık dünyaya sevgi ve merhametle bakmadıkça, insanlığın yüzü gülmeyecektir!

Müslümanlar Oruç ayından arınarak çıkacaklardır. Müslümanlar dünyaya ve insanlığa söyleyecek çok şeyleri olmalı… Zira bu atmosfer, Müslümanları her bakımdan zinde kılmıştır. Bu zindelik insanlığa bir mesaj vermeli…

Müslümanlar bu zindelik içindeyken, “Dini Anlayışlarını”  İsrailiyatın ve Ehl-i Kitabın bulaştırdığı kirlerden kurtarabilirler. Bu fırsatı bugün olsun kaçırmamalılar…

İslam özgürlüktür..!

Ben bu atmosfer içinden arınarak çıkan Müslümanları, birer “Müslüman Aydın” görüyorum. İnşallah, Ramazan Ayı aydınlığından çıkan Müslümanlar “cehalet” bataklığını kurutacak, “kardeşlik” sancağını burçlara dikmiş olacaklardır. Aksi halde kimse, Allah’ın lanetinden kurtulamayacaktır..!

Demek ki Kur’an’ı anlamak bir insan ve bir Müslüman için “amaçtır, hedeftir ve farzdır.

Kur’an’da ki Müteşabih ayetler özellikle insanlar, anladıkları şekilde okunur. Çünkü Kur’an’ın Müteşabih yönü “edebi dil ve üslup” kullanılarak gönderilmiştir. İşte insan için kolaylık ve faydalık buradadır. Mesela “mecaz” kavramı kavranmış olsa, Oruç olayı, açlıktan ibaret olmadığı pekâlâ anlaşılmış olacaktır.

Aslında Müslümanlar arasında farklılıklar, Ayetlerin bu Müteşabih yapılarından doğmuştur.

Görülen o ki, Sünniliğin vurgusu sürekli olarak dinin özüne değil, şekline olmuştur. Önemli olan taraf, ziyadesiyle İslam’ın ruhunu görmektir. Bu ruhun görülmemesi Sünniliği, tarih boyu bir iktidar mezhebine dönüştürmüştür.

Bizde farklılıklar, birleştiren ve bütünleştiren bir pota içerisinde erimenin adı olması gerekirken, maalesef Yurdumun en zayıf halkası oldu. Yani farklılıkların hemen düşmanlığa dönüşmesi an meselesidir. Düşmanın “Beşinci Kolları” içerden düşman adına bu işi ifa etmektedir.

Bu zayıflığımız pekâlâ oruç ayı ile tedavi edilebilir. Zihinler işgalden kurtarılabilir ve dirilişe döndürülebilir.

Zihinler, zihniyetlerin değişmesiyle değişir. İkbal’e göre “Zihinleri değiştirmeden hiç bir şey yapmak mümkün değildir.” Der. Eğer Müslümanlar zihinlerini değiştirmezlerse, düştükleri yerden asla kalkamayacaklardır.

Mankurtlaşmış insanlar, düşmanın gönüllü askerleridirler. Çünkü onlar aidiyetlerini kaybetmişlerdir.

Onun için dirilmek, ayağa kalkmak gibi bir görev içine girmek lazımdır. Ya bu iş yapılacak, ya da Mankurtlaşma devam edecektir…

Hz. İsa’ya İncil vahyedilene kadar Yahudiler, kendilerini doğru yolda sanıyorlardı. Eğer öyle olsaydı, Hz. İsa’nın gelmesine ne gerek vardı? Tevrat’ı tahrif edenlerin doğru yolda olma ihtimali var mı? Aynı şekilde, aynı tez Hz. Muhammed içinde geçerlidir.

Bizdeki gelenekçi taifesi Kur’an’ın değişmediğini söylüyor.  Evet, bu görüşe katılıyorum, Kur’an değiştirilmedi elbette…

Fakat Kur’an terk edildi, bundan haberiniz var mı?

Mahmut AKYOL

RASYONALİZM ÜZERİNE MÜLAHAZALAR

logo5

RASYONALİZM ÜZERİNE MÜLAHAZALAR

Etik, kavram olarak felsefeden ibarettir. Kavram ziyadesiyle, Hakk Dinden yoksun hale gelmiş kimseler tarafından kullanılır. Etik, doğrudur/değildir denkleminden hareket eder. Etik, asla yaptırım öngörmez. Çünkü etik, laikliği esas alır.

İslam’da ise ahlakın temeli Hakk dindir. Burada ahlak sorumluluk taşır ve muhataplarına yaptırımlar getirir.

Görüldüğü gibi bu iki kavram aynı şey değildir. Etik felsefe, ahlak, Hakk Din temellidir.

Dine/İslam’a dayanmayan bir “SOSYAL SİSTEM” sapıklıktır. Rasyonalizm, Kapitalizm, Komünizm, Faşizm bunlardan birkaçıdır.

Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin.” (Kalem/4)

Resulüm biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya/107)

Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Beyhaki/Hadis)

Onun ahlâkı Kur’an’dı.” Hz. Ayşe,

Bu ayet ve hadislerin tarihsel muhatabı Hz. Muhammed olsa da, evrensel olarak insanlıktır. Diğer bir ifadeyle, İslam’ın vazettiği ahlaka inanan bütün Müslümanlardır.

Ahlak bizi ve toplumları “iyilik, güzellik ve doğruluğa” yani “SALİHATA” çağırır. “Aranızda bu ilkeleri yayın, amellerinizi (Davranış) bu ilkelerle doldurun” denilir.

Ne hikmetse, Rasyonalizm Putuna (şirk) sarılan, hırslarına esiri olan kesimler, dünya ve içindeki nimetlerinden yetinmeyince, bu defa diğer gezegenlere saldırmışlardır.

Görülüyor ki, Ahlakın gerekleri yapılmadığı vakit, insan hayatı çorak toprağa dönmektedir.

Toprak, tarım ve hububat (Ekonomi) göstergeleri nüfusla doğru orantılıdır. Yani dünyaya yeni gelen bir canlı için Allah gökten bir damla su fazla indirir, yerden bir nebat fazla bitirir. Bu bize hiçbir şeyin tesadüf olmadığını söyler. Dolayısıyla Rasyonalizm, Kapitalizm, Komünizm, Faşizm insanlığa yalan söylemişlerdir.

Hatta Rasyonalizme gönül verenler, “tanrı göklerle ilgilensin, yerle biz ilgileniriz” küstahlığına düşmüşlerdir.

Ekonomi ve Teknoloji Rasyonalizm ve Kapitalizm ortamda insanların refahına katkı sağlayamamıştır. Kibir, haset ve hırs sahipleri, dünyaya mutluluğu haram etmişlerdir. Bu kimseler teknolojinin esiri olmaktan kurtulamamıştır.

Aslında insanlık Kapitalizmin etik değerlerine inandıkları için değil, kendilerini dokunulmaz kılan, zulüm üzerinden geçim sağlayan Firavunların gazabından korunmak için inanıyor gözükmüşlerdir.

Denilebilir ki, herhangi bir yöneticiyi ve etik değeri göklere çıkarmaya gerek yoktur. Kabul etmek gerekir ki, Rasyonalizmin getirdiği şeylerin bedelini Türkiye çok pahalı ödemiştir. Kazanan düşman, kaybeden Türk Milleti olmuştur.

Kabul edilmelidir ki, hiçbir yaratılanda ebedilik yoktur, yaratılan bir gün ölümlü tadacaktır! Eserleri de birgün yıkılacak ve onlardan da sorgulanacaklardır..!

İnsan yaşamında temel amaç,  mutluluktur. Fakat “Rasyonalizm, Kapitalizm, Komünizm, Faşizm vb. SOSYAL SİSTEMLER” bu mutluluğu insanlığa verememiştir. Verememesinin sebebi, ihtirasları doyumsuzluğudur. Bu hakikat İsa’dan öncede, ondan sonrada vardı. Bundan sonrada var olmaya devam edecektir.

Ahlak insana yakışanı yapmasını öğütler. Mesela rüşvet almayı, kamu malına zarar vermeyi uygun görmez. Çünkü bunlar kötü ve çirkindir, kul hakkıdır. Bu bakımdan insan, ahlak ile arasındaki ilişkiyi doğru kurmalıdır. Değilse seçkincilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik oluşur. Eğer bir cinsiyet diğeri üzerinde baskın olursa; hile olur, hırsızlık olur, katliam olur. Bu liste uzar gider. Kaotik bir düzen hüküm sürdükçe, güçlü zayıfı ezer durur. Böyle davranışlarla özlenen huzur getirilemez! Dünya ve Yurdumun mustazafları (zavallı, güçsüz) asırlardır bu zulme uğramışlardır.

Hâlbuki sosyal eşitliğin bir gereği olarak, dünyada din, dil, ırk, cinsiyet gibi kavramlar ayrıcalığı olmamalı, kimse ötekileştirilme melidir. Demem o ki, Güneşin enerjisi tükeninceye kadar insanlık dünyada barış, huzur ve kardeşlik içinde var olsun…

Hiçbir şey yapılmasa bile, evrendeki enerji hep var olmaya devam edecektir.  Yeter ki, insanlık “kibir, hırs ve haset” duygularından kurtulsun.  Evrende kötülük her zaman kötülüktür…

Toplumların kaygısı, insanca yaşamaktır. İnsan asla kendisini ve başkasını öldürmemelidir. Bu fıtri hakikat tarih boyu böyle var olmuştur. Fakat insanı insan yapan değerlerden insanlık koparılınca insan hayvanlaşmış, yırtıcılıkta Sırtlanları geçmiştir.

Ahlak kavramı milli değildir. Ahlak evrensel nitelik taşır. Rüşvet, hırsızlık bütün milletlerde suçtur. Etik sadece kınar, fakat ahlak kınamakla kalmaz, birde bedel gösterir ve uygulanmasını teklif eder.

İşte Laiklik burada ortaya çıkar ve Rasyonalizmi korumaya çalışır. Hâlbuki Laikliğin temel takıntısı içi boş demokrasidir.

Kaldı ki korkularla demokrasi işletilemez. Demokrasi herkesin birbirini suçlamasıyla yürütülemez. Özgürlük var diye kimse düşmanca eleştiriye tabi tutulamaz. Demokratik kurallara uygun bir Hükumet ve muhalefet birbirini hedef alarak ülkeye hizmet edemez. Siyaset tahammülsüzlüğü ve hazımsızlığı kabul etmektir. Gelecek kuşaklara içi boş sloganlar ezberleterek demokrasi öğretilemez..!

Televizyon/Radyo yorumlarını izleyin, gazeteleri okuyun… Görülen manzara şudur:

Kimse kimseyi dinlemiyor! Herkes kendi kendine bağırıp duruyor! Birliktelik, kardeş olmak hak getire… Tehdit eden edene… Toplum bir birine karşı getiriliyor. Hiç kimse yanlış söylediğini kabul etmiyor.

Ötekileştirilen, algı operasyonlarıyla kutuplaştırılan, içi boş sloganlarla yürütülen siyaset, halkı oyuncak haline getirmiştir. Bu vebal değil de nedir?

Ama ne yazık ki, kimi aydınların pergel misali bir ayağı yurdumun toprağında olması gerekirken, ikisi de düşman startıyla dörtnala koşuyor. Ülkenin yıldız misali yanan ışıklarını söndürmeye çalışıyor! Laiklik, demokrasi tehdit altında deyip tepiniyor! Aslında tehdit, dini anlayışlarda… Fakat Rasyonalistler bunları görmezden geliyor.

Türkiye’nin çevresi değişiyor. Aydın ve muhalif siyaset, belli ki direktif aldıkları güçler adına, ülke yararlarının yanında durmak istemiyor. Selanik Dönmelerinden, Fransız güdümlü Jön Türklerden ve İngiliz siyasetini yürüttüğü Tanzimat’tan beri ülkemin siyaseti durulmuş değildir.

Birileri bu süreci, sanal korkularla ve demokratik olmayan yöntemlerle yönetmeye çalışıyor. Kabul edilmelidir ki, korkularla demokrasi işlemez. Değişimden korkmamak lazımdır. Korktuğunuz zaman demokrasiyi çalıştıramazsınız.  

Âdem’le başlayan Hakkın tebliği, Hz. Resulle birlikte zirve yapmıştır. Bütün Nebi ve Resuller, dini kendi çağlarına taşımış ve yaşamışlardır. Nebi ve Resullerin tutuşturdukları adalet, eşitlik, iyilik, güzellik, doğruluk ve ahlak meş’ale ateşinin söndürülmemesi İslam Ümmetine kalmıştır..!

ABD’nin hamisi İngiltere, onun hamisi Siyonizmdir. ABD kovboyluk yapmaya devam ediyor. Batı yine ikiyüzlü davranıyor… Anlaşıldığı üzere düşmanda mertlik bozulmuş… 

Altın ve dolardan doğan güç ABD, AB, İngiltere, İsrail’in tanrısı olmuştur..! Bu güçler bugün Şeytanın yeryüzü temsilcileridir. Bu güçler dolar, ambargo ve işgal hareketleriyle dünyayı savurmaktadırlar. Ama bunların sonu dönüşü olmayan acı bir pişmanlıktır!

Bakmayın siz bunların güldüklerine,

Mazlumların sonu güzel olacaktır inşallah..!

Mahmut AKYOL

DOST ACI SÖYLER…

logo5

DOST ACI SÖYLER…

Bu çağrımda bir çıkarım yoktur!

Ben sözümü söyleyeyim de, gerisini siz getirin…

Ülkemin temel sorunları, bir ayrım gözetmeksizin, “Medine Sözleşmesinde” olduğu gibi bir araya gelerek çözülür inancını taşımaktayım.

Devlet Yönetimini ve Millet sorumluluğunu üstlenenlerin yükü ağır olur, bilirim.

Bunun için “Adalet, ehliyet, liyakat, meşveret ve maslahat” ilkelerini devlet ve millet gündemine taşımak kolay değildir.

  • Yönetici olmaya talip olmak isteyenler, öncelikle etrafına toplanan kişilere dikkat etmelidirler!
  • İkincisi, samimi feryatlara kulak vermelidirler!
  • Üçüncüsü, üç beş şaklabana ve çıkarcıya mahkûm olmamalıdırlar!
  • Bir diğeri dipten gelen dalgaların tusinamiye dönüşmesine imkân verilmemelidirler! Çünkü hepimiz aynı gemideyiz!
  • Diğer yandan seçim meydanlarının sahte rüzgârına aldanmamalıdırlar. Bu insanı kibire götürür. Meydanlar, insanı yormaktan başka bir işe yaramaz!
  • İnsan zaafını asgariye indiren şey, “mülkü” ayakları altına almakan geçer. Sorumluluk makamına ceketle gelmek, aynı şekilde gitmek asalettir!

Bakın yol arkadaşı olacak kişi, Hz. Ömer gibi güçlü birisine, “yanlışını kılıcımızla düzeltiriz” diyebilen olmalıdır!

Hz. Muhammed’in arkadaşlarına gösterdiği yol budur.

Çünkü Hz. Muhammed’in zihin dünyası “Kella/ hayır” demekle başlamıştır. Allah’ın Nebilerinin hayatları hep böyledir. Onlar, Tarihin önüne böyle çıkmışlardır. Bütün yenilikçi hareketler, eskiyi ve yanlışları ret ile başlar…

Hz. Muhammed’in hayatı iyi, güzel ve doğru hasletlerden yoksun tefeci bezirgânlara karşı verdiği mücadeleyle geçmiştir.

Hz. Muhammed’in mücadelesinin temelini oluşturan “dini, siyasi, sosyal ve ekonomik” mücadeleye Kur’an yol göstermiştir. Günümüzün Müslümanları, Kur’an’ı “tefekküren” okumamaları sebebiyle bu yoldan mahrumdurlar!

ALLAH’IM GÜCÜMÜZÜ ARTIR! TIPKI BEDİR DE OLDUĞU GİBİ… DÜŞMANA ZAYIFLIĞIMIZI GÖSTERME! KİBİR, HIRS, HASET, GIYBET VE İNATÇI KULLARINDAN EYLEME! VE BİZİ BİZE BIRAKMA!

Hz. Muhammed, arkadaşlarını bu ruhla beslemiştir. Onlar da elde edilecek başarıdan bir an olsun şüpheye düşmeden mücadele etmişlerdir.

Şimdi:

Ey Hz. Muhammed’in yolunu (sünnetini) takip edenler veya takip ettiklerine inananlar..!

-Acaba sizlerde bu dua ile mücadele ediyor, yetimin, yoksulun ve ezilenin yanında yer alıyor, İnsanlık/Müslümanlık nereye gidiyor hiç düşünüyor musunuz?

Ey insanlar ve ey Müslümanlar; dünya işleri Allah’ın insanoğluna verdiği akıl ve iradeyle yürür. İnsan için akıl, dinden öce gelir. Müslümanların caydırıcı bir güç olmaları için, aklın verilerini elde tutmak gerekir. Ancak; dünya kuvvet dengesi böyle korunur. Eğer “İster isen sulh-u salah, hazır ol cenge” sözü bu demektir.

Görülüyor ki her hangi bir iş yapmak, kuvveti zorunlu kılıyor. Bir birleriyle kenetlenmiş ve bir kader birliği yapmış olanlar, “menfaat, seçim ve geçim” endişesi taşımadan tarihte birlikte olmuş olanlardır. Böyle olan birlikteliğin önünde durulamaz! Görülüyor ki, dün birliktelik içinde aynı kaderi paylaşanlar, bugün her biri, bir tarafa savrulmuştur! Dün bir amaç ve gaye uğruna birlik olanlar, bugün bu amaç ve gayenin heyecanından uzaklaşmıştır!

Kapitalist Sistem insanı bencilleştirmiş, böylece toplum; “vefa ve cömertlikten” uzaklaşmıştır.  “Yarım lokmayla da olsa cehennem ateşinden korunmak” duygusundan vicdanlar kopmuştur! Benlik üzerine kurulan zoraki hâkimiyetler, insanları yorgun ve yılgın yapmıştır.

Düşünün ki bugün insan; akıl ve bilgi çağında yaşıyor, çok şey biliyor, her şey hakkında malumat sahibi… Gel gör ki, bu bilgiler fiile (davranışa) dönüşmüyor… “Azda olsa, devamlı yapılan işte hayır vardır” sözü biliniyor ama insanlar üşeniyor ve yapmıyor!

İslam’ın en temel değeri olan Kur’an’a sahip olmakla övünen Müslümanlar, anlamak ve üzerinde düşünmek istemiyor…

Benim kanaatime göre iş burada düğümleniyor! İşin sırrı burada gizli… İşe buradan başlanmalı…

Bugün Hakk ve Adalet için Dünyadan vazgeçen, zulüm karşısında dik duran, uşak olmayı onursuzluk sayan, inancının şerefiyle yaşayan insanlara dünyanın ihtiyacı var! Allah her nerede olursa olsun onları, üstün kılacaktır.

Buraya kadar söylenen sözler bilinmez değildir. Karşı karşıya kalınan en yeni söz bile eskiden beri söylenmiş sözlerdir. Eğer o kadim sözlerin üzerindeki tozlar kalktığında görülecektir ki, ortaya çıkanlar bugünün gerçekleridir.

Allah, sınırsız gücün ve evrenin sahibidir. Güçte ve mülkte ortağı yoktur. Evrene Allah, “adalet ve eşitlik” ölçüleriyle bir ayar koymuştur. Eşitlik kavramı Kuran’da “seva” kelimesiyle anlatılır.  Allah, dünyayı ve dünya üzerindeki canlı ve cansız tüm varlıkları bu şekilde düzene koymuştur.

Adalet ve eşitlik “iş, oluş ve davranış” hayata insan tarafından doğru yansıtılmalıdır. Ayrıca İslam’ın Nüsuklarıyla da adalet ve eşitlik anlatılmıştır.

Bir şeyin elde edilmesi kolay, fakat o şeyin muhafazası zordur. Adalet ve eşitlik ilkelerini felsefik olarak bilmek kolay, fakat gereklerini yerine getirmek zordur.  Çünkü zorluk, bedel ister.

Mesela Amerikan emperyalizmine, CIA senaryolarına, PKK ve FETÖ himmetlerine adalet anlayışı içinde karşı durmak için İslam dünyasını hilafet çatısı altında toplamak zordur… Sebebi, İslam dünyası asırlardan beri dağınıktır!  Bu sebeptendir ki, huzur bulamayacaktır.

Yine de toparlanmak, bir yerden başlamak mümkündür. Sağlıkta, Sanayide, Güvenlikte, İlaç politikasında, Tarımda, Eğitimde, Tarih alanında mutlaka yerli ve milli olmak şarttır. Millet üzerinde ki cinayetler, zehirlenmeler, hastalıklar, bürokratik ihanetler engellenmelidir. Özellikle inanç ve ahlak elde tutulmalıdır. Aile yapısının bozulmasına seyirci kalınmamalıdır.

Avrupa Birliği için referandum yapılmalı, gerekiyorsa son nokta konulmalıdır.

Kültür bakanlığı Siyaseti değişmeli, Hristiyan kültürünün arkeolojik çalışmaları durdurulmalıdır. Milli kültürün bitiyor olmasına seyirci kalınmamalıdır.

Büyük İsrail Projesine, ABD tehditlerine, terör koridorunun açılmasına, Siyonist işgaline, ülke bekası adına taviz verilmemelidir.

Dünyaya şöyle seslenmelidir:

Ey Dünya, kurumuş vicdanlarınızı insanlık adına ayağa kaldır! Demokrasiyi sadece kendin için anlama!

Mahmut AKYOL